16 Nis 2015

SİZ DÖNERSENİZ BİZ DE DÖNERİZ

'' Rabbinizin size acıyıp esirgemesi elbette umulabilir; ama eğer siz (günaha) geri dönerseniz, Biz de (azaba) geri döneriz. Ve (unutmayın ki,) Biz cehennemi hakkı inkar edenleri kuşatacak (bir hisar) kılmışızdır.'' İsra-8

Biz dönersek Allah'ta döner. Bu kadar açık ve net yasa...Bu ayetin önündeki ve ardındaki (7 ve 9) ayetlerle birlikte okunursa daha bir anlamlı olur...Allah prensibi koyuyor adam olanı adam yerine koyarım adam olmaktan vazgeçeni de cehenneme koyarım diyor.


'' İşte böyle, (ey Peygamber,) onlara öğüt ver; senin görevin yalnız öğüt vermektir:sen onları (inanmaya) zorlayamazsın.ve Bize düşer onları hesaba çekmek.'' Ğaşiye 21-22-26

Netekim dinde zorlama mümkün değildir. Din adına , ideoloji adına ya da ne adına olursa olsun zorlama yoktur. Bu Allah'ın yerine geçmektir. Bu da şirkin daniskasıdır. Dikkat edin hesaba çekmek sadece ve sadece Allah'a ait haktır..Allah'ın hududunu asla çiğneme kimseye şusun busun deme ..Aman haaa..

'' Allah ancak adaleti,ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder ve fahşayı,münkeri ve bağyı da yasaklar.'' Nahl 90

Ayette geçen adalet,ihsan,fahşa,münker ve bağy terimlerini hem sözlük hem de terim anlamıyla okuyun derim.  Kuranda beni en çok etkileyen ayetlerden biridir. Adaleti adliyeden ibaret zannediyoruz bugün, fuhuş deyince de aklımıza orospu geliyor. Bu ayet bence Fatihadaki ''nimet verdiğin kimselerin yoluna klavuzla '' da anılan nimet verilen kimselerin ahlakını tanımlayan ayettir. Kuran ve mümin denilince aklıma ilk gelen ayettir. Her cuma minberden okunması boşuna değil. Mümin ahlakının genel ilkelerini koyan muhteşem bir nübdei kuran...

Adam olmaya niyeti olana bu üç ayet yeter de artar bile ama kafasını şekille bozmuş softa cahile kütübü sitte bile yetmiyor gavs ve mehdi peşinde geziyor.

15 Nis 2015

OLMAK YA DA OLMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE

"bir insanın şöhretine, görünüşüne aldanmayınız; namazına niyazına bakmayınız. aklına ve doğruluğuna bakınız."

hz.ömere nisbet edilen şu söz (onun değil bilemem ama mana itibari ile onun ağzından çıkmış gibi duruyor) ne kadar istikamet verici..

Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az....

Hz.Ömerin şehit edilmesiyle bence islamın aklı ve vicdanı da öldü...

İSTEDİĞİN KADAR ANLAT ADAM ANLAMIYOR ANLAMAYACAK



Herkes okyanusa gider ve kabı kadar su doldurur.

Senin karşındakine anlatabileceğin onun anlama kapasitesi kadardır.

Şeriatı şerait belirler. 

Din vahittir maksadı tevhiddir.

İlhami HOcanın , sünnileri özellikle ehlihadisi çocuk olarak nitelemesi meseleyi çok iyi tanımlıyor. Çocuk söz tutar ve babam ne diyorsa odur der , yetişkin ise babasının gölgesinden çıkmış kişidir. Kendi fikri ve hayat görüşü vardır. Durumumuz diyor mağara arkadaşlarının durumu gibi (sünniler için ) , bir uyandık ne para geçiyor ne kıyafetlerimiz dış dünyaya uygun. Hayat dışında kalmışız...(aynen katılıyorum)

Dindar olmak ile dinciliği birbirinden ayırdığımızda önümüzü görürüz...

Hz.Ömerin basiretini devam ettiremedik . Ümmetin en büyük felaketi Ömerden sonra Osmanın liderliğe seçilmesidir. Ümmet basiretini yitirdi..

Menkıbelerin ve menkıbeciliğin ve menkıbe anlatanların her daim popüler olması limbik sisteme hitap etmeleridir. Üst beyine hitap edenin bu bağlamda hiç bir şansı yoktur. Duygular her zaman kazanır..

Din bir tekliftir,teklifte reşit olana yapılır...

Cahil insan samimidir ama bu samimiyet akılla birleşmez ise onu nereye sürükleyeceği belli olmaz. Haricilerde çok samimiydiler ve allah rızası için Hz.Aliyi şehit ettiler.

Ümmet Nebinin vefatından sonra lider seçimi yaparken (halife demiyorum bakın halifelik sonradan uydurulmuş bir kavramdır , emirel mümindir seçilen) şöyle yapmadılar; kurana bakalım, bakalım kuran ne diyor. Hiç bir rivayette böyle bir şey yok. Ne yaptılar oturup kimi seçersek uygun olur diye gayet akılcı tartıştılar..Bu niye dikkatten kaçıyor anlamıyorum..

Dil öğrenilirken zihniyette inşaa eder..Dilini değiştirmeden zihniyetinde değişmez...

14 Nis 2015

ROBOT ÜRETEN EĞİTİM SİSTEMİNE KARŞI ACİZANE BİR ÖNERİ

Damla Çeliktaban'ın eğitim ile ilgili yazısı ben de şöyle bir fikir doğurdu..

Malum bu blogun yazarı ben bugünkü eğitim ve öğretim sistemine tepeden tırnağa karşıyım. Sadece ben değil düşünen ve dert edinen her akıl sahibi de karşı buna. Finlandiya va Danimarkada eğitim sistemi yeniden dizayn ediliyor. Pek çok ülkede yeni arayışlar ve denemeler var. Biz de dört sene önce montesori yönteminin bahçelievlerde pilot sınıflarda uygulamaya başlanması ile bir ümit ışığı yandı lakin bu benim ve damlanın çocukları için bir umut vermiyor...

Benim sistem içinde basit bir önerim var. Bazı özel durumlar dışında ders işleme mantığını ve öğrenciye bakış açımızı azıcık değiştirirsek bile bu boktan eğitim sisteminde bile sadra şifa bir sonuç çıkacağını düşünüyorum..

Mesela çocuklara hadis dersinde hadislerin tarihçesini anlatacağına şöyle bir yöntem izlenebilir; çocuklar işte size indeks , hadislerin ortaya çıkışı derlenmesi uydurulması konularında serbest olarak dörderli gruplar halinde derse metin getirin ve metinler üzerinden bu konuyu tartışalım. Sınav içinse gerekli dersleri son ay işleriz gibi...

Özellikle edebiyat derslerinde bugünkü uygulama (tam olarak bilmiyorum ben mezun olalı epey bir zaman oldu) aptalca. İlkokuldyaken her hafta bize bir kitap okutulurdu...Kompozisyon dersinin mutlaka geri konması gerekiyor. 

Ders süreleri 20 -25 dakika ile sınırlanmalı. 

En önemlisi merak ve zevki uyandıracak bir yöntem benimsenmeli...

Sorgulayan ve fikir sahibi bireyler mi yetiştirmek istiyoruz yoksa robot mu ???



SIKINTI KAFANDA HACI

Bu aralar geçmiş güzellemelerine çok denk geldim. Geçmiş şöyle güzeldi böyle iyiydi. Asr-ı saadet (mutluluk çağı) bu söylemin pik noktası. Özellikle günümüz donkişot dindarlarının elektriği keselim güzel günlere geri dönelim (bununla ilgili iki üç yazı yazdım bakınız) minvalindeki yazıları şaka gibi. İşin kahredici yanı ise şaka yapmıyor olmaları. Ne diyeceğini bilemiyor insan.
Geçmiş için nostaljik güzellemeler yapılabilir akşam vakti kahve içerken sevdiklerinle ya da dostalrınla beraber. Bunu hemen hemen hepimiz yaparız. Bence problem olansa koca koca adamların bunu köşelerinde ciddi ciddi makale olarak yazmaları. 

Geçmiş öyle güzel müzel değildi kardeşim az biraz o geçmişi bilirim. Ben çocuktum dünyaya bakışım çocukçaydı lakin yaşanan hayat belleğimde ve bugün geçmişe dönüp baktığımda yetişkin gözüyle ne kadar sıkıntılı olduğunu anlıyorum. Kusura bakmayın ama hayvandan biraz daha iyi yaşıyorduk. Tuvalet ve banyo yoktu. Benim ve kardeşlerimin uyuduğu oda ambarın yanındaydı ve gece oldumu çeşit çeşit böcek ve fareler üstümüzde cirit atıyordu. Çamaşır yıkamak sabahtan akşama kadar süren çok yorucu bir işti zira su kuyulardan alınırdı evlerde şebeke falan yoktu. Banyo yapmak ancak banyo için ayrılan günde olabilirdi. Akşam oldumu karanlığa gömülürdün hele kış ise gaz lambasının loş ışığında yapardın ne yapacaksan genelde tek lamba yakılırdı ikinci lamba zorunlu haller dışında yakılmazdı. Ayna bile yoktu hacım. Tırnak makası da yoktu. Hazır elbise de yoktu. Diş fırçası ve macunu yoktu.Tuvalet kağıdı da yoktu dediğim gibi tuvalet bile yoktu. Tuvalete benzeyen yapılar çok sonra hayvan dışkılarının biriktirildiği (avlu içinde) yerlerin hemen yanına yapılmıştı. Gündüz sote bir yere gider hacetini giderirdin. Yaprak taş artık ne bulursan temizliği onunla yapardın..

Rahmetli babaannem iki üç gecede bir pire ayıklaması yapardı elbiselerimizden. Temizlik çok büyük bir problemdi. İki göz odada yaşanırdı. Ev eşyası diye bir kavram yoktu. Evdeki eşya süpürge, makas , ibrik, yatak yorgan, gaz lambası, iğne iplik ve kap kacaktan ibaretti. Bir de kuyudan su getirmek için kovalarımız vardı.
Yazın toz içindeydi her yer kışın da çamur...Eğer rahmetli anneme bu aklı evvel yazarların yazılarını okusaydım muhtemelen şöyle derdi: Yane yuştı yısağ ay.(türkçesini buraya yazamam)

Yediğimiz dayakları, sağlık sorunlarını, geleneğin bunaltan baskısını daha anlatmadım. Annem o gelenek zamanlarını nefretle anlatırdı son zamanlarında..

Geçmişin tek güzel tarafı yediğimiz doğal gıdalardı ve çok lezzetliydiler....

Nostaljikinizi yesinler sizin ....

10 Nis 2015

ALİ BULAÇ ÖZELİNDE MÜSLÜMANLARIN ZİHİNSEL SEFALETİ

'' Hangi versiyonuyla olursa olsun Müslümanlar, dinlerinin bu dünyayı adaletle yönetecek potansiyele sahip olduğuna inanmıyorlar. Dinlerinden vazgeçmiyorlar ama iş idari, politik, iktisadi, ticari, bölgesel politikaların tespitine geldiğinde tatminkar hükümler bulamıyorlar. Eğer bu böyle ise, sosyal ve siyasal Müslümanlar bilinçaltında çoktan laikleşmişlerdir.'' Ali Bulaç-Zaman

Müslümanların 300 yıldır Batının ürettiği tüm değer ve teknoloji karşısındaki acziyetinin yukarıdaki zihinsel kilitlenmeden kaynaklandığını düşünüyorum..

Dini, kıçını nasıl sileceğine varıncaya kadar karıştırır , dini araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirirsen, kitabı putlaştırıp aklını tavana asarsan , din bizzat dünyevi olduğu halde onu cennette yaşanacak uhrevi bir şeymiş gibi yaşamaya kalkarsan ve insan dediğin canlının biyolojisini ve psikolojisini göz ardı edip ütopik bir din hayal edersen, sahabe denince sadece hz.ömeri anlarsan böyle olur...

Parayı ve iktidarı adil bir sisteme bağlamayı aklından geçirmezsen her boku kitapta arama dallamalığına düşersen ''müslümanların zaafiyeti'' diye ne idüğü belirsiz makaleler çiziktirirsin...

Müslümanların (günümüz dandik entelleri,merhamet medeniyeti falan diye yazan tarihi gerçeklikten kopuk donkişot tipleri kastediyorum) PARA , İKTİSAT VE İNSAN  merkezli hayata bakmaması temel sorundur...Asr-ı saadet diye uydurulmuş bir ütopyanın gevelenip durması ile bir şey yaptığını ve bir şey söylediğini zannedip avunup durursun..

Din dünyayı yönetmez , dünyayı para yönetir Ali Bulaç...

Nasıl bir kafayla yaşıyorsanız...

Tabiki laikleşecekler ya ne olacaktı...

Çoook sonar gelen edit: şu anda darbe soruşturmasından tutuklu olarak Silivri'de yatıyor.. Bol bol düşünür şimdi ben ne bok yedim de buraya düştüm diye... 

8 Nis 2015

EN BEĞENDİĞİM TATLAR

Akşam eşim irmik helvası yapmıştı pek de güzel olmuş. Valla bu köftecininki kadar güzel olmuş dedim. Onu derken aklıma geldi. Vedat Milor yazıyor da ben yazamaz mıyım :-))

Alın size aklıma geliveren en beğendiğim lezzetler karışık olarak..

İrmik Helvası: Sirkecideki rumeli köftecisinin irmik helvası İstanbulda yediğim (hanımınkinden sonra) en lezzetli helva.

Şekerpare: Ağa lokantasının yaptığı şekerpare bence istanbulda muadili bulunmayacak kadar iyi..

Köfte: Aksaraydaki mis köfte (köfte memleketinde büyümeme rağman) benim için klasman dışıdır. Hiç bir yerle kıyaslayamam bile. Eşsizdir.Piyazı da on numaradır ama tatlı yemeyin..

Kurufasülye: Öğrenciyken Süleymaniyede yediğim kurufasülyelerin tadı hala damağımdadır. Annemden bile güzel yapıyorlar şerefsizim. 

Pilav: Malesef istanbulda lokantalarda çok iyi pilavlar yiyemedim. Fakat bir gezide yediğim pilavın tadını 25 yıldır unutamadım. Aşçıya gidip özel teşekkür etmiştim. O yüzden pilavı kendim yapıyorum..Seyyer arabalardaki pilavları denemek gerekir diyorum lezzet için...

Paça: Paça çorbası için Fatihteki Mahmut Ustanın yanından ayrılan (malesef ismini hatırlayamadım) ustanın hemen iki sokak ötede açtığı lokantayı öneririm. Üstüne yok. Yemekleri de gayet iyidir.

Kokoreç: İzmiri bir kenara koyarsak bu şehirde yediğim en iyi kokoreçi Apikte yedim..Tuzlaması da on numaradır...

İşkembeli Nohut: Eski Sirkeci Hukuk adliyesinin karşı çaprazında bir lokanta vardı (yaşar lokantasımıydı hatırlayamadım) orada yediğim işkembeli nohut çok lezzetliydi.

Döner: Abdülkadirin dönerini tek geçerim.. İçine çin tuzu mu koyarlar bilmem ama yediğim en şahane döner istanbulda...

Künefe: Aksaraydaki Has Kral Hatay sofrasının künefesi Hatayda yiyeceğiniz künefeden farksız. Test ettik onayladık.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.. Sonra aklıma gelen olursa ilave yaparım..Afiyet olsun...