2 Haz 2016

SİYASAL AKIL-RECEP TAYYİP ERDOĞANIN GÜCÜNÜN KAYNAĞI NEDİR ?

"Siyaset yapmakla siyaset yorumlamak aynı şey değildir.
Ahlakta , hukukta olana razı olabilir miyiz ? Adalet bizim aradığımız bir şeydir. Adalet bulunmuştur olmaz.
Ahlakta koşul olmaz peki siyasette ?
Tikelin olduğu yer hipotetiktir. Burada tutarlılık aranmaz.Siyasette asla tutarlılık olmaz. Halkın zihninde çelişmezlik ilkesi yoktur. Halkın zihninde çatışma ilkesi vardır. Halk tezatı algılar.
Ulemanın işi siyasilerin yaptıklarının hukukta karşılığını bulmaktır. "

Bi'e felsefe dersleri 6, Siyasal Aklın Eleştrisine Giriş-Dücane Cündioğlu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sanırım Uganda'ya giderken) kısa bir demeç vermişti ve o demecinde muhalefeti kastederek şunu söylemişti: bunlar siyaseti bilmiyorlar ama öğrenecekler.

Yorum yok her şey ortada...

(Not: tikel nedir? aklın çelişmezliği ilkesi nedir ? Çatışma ilkesi nedir? Hipotetik nedir ? anlamadıysanız öğreneceksiniz ;-) )


1 Haz 2016

FETHİ KUTLAMAK

"Ama maalesef Türkiye'de her kesim her geçen gün kendi geçmişinin gerisine düşüyor." Fatma Barbarosoğlu'nun bugünkü makalesinin son cümlesi.
İstanbul'un fethinin 563.yılı devlet töreniyle kutlandı. 
Cumhuriyet Türkiyesinde ilk fetih kutlaması fethin 500.yıl dönümünde kutlandı halkın katılımıyla. 60 ihtilalinden sonra rafa kalktı.
Refah partisi iktidara gelmeden önce parti içinde kutlamaya başladı fethin yıl dönümünü. 1994 yılında İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığının elde edilmesiyle bu sefer belediye tarafından kutlanır oldu.

İstanbulun fethi Erbakan tarafından bir metafora dönüştürüldü , müslümanların (islamcıların) Türkiye'de iktidarı ele geçirmesinin metaforuna. Fatih nasıl İstanbul'u fethederek Bizansı yani hristiyan-haçlı zihniyetini çökerttiyse Refah Partisi (islamcılar) de İstanbul'u yeniden fethedecekti yani batıcı-haçlı zihniyetten kurtaracaktı. Ayasofyanın yeniden ibadete açılması da bu işin en büyük sembolüydü. Muhtemeldirki bu da yeri ve zamanı geldiğinde Tayyip Erdoğan tarafından yapılacaktır. Tayyip Erdoğanın en büyük siyasi dehası oy aldığı kitlenin simgelerini sürekli parlatmasıdır. 

Bence her ne kadar müsamere kıvamında olsa da (üç boyutlu dev ekran işin müsamere olduğu gerçeğini değiştirmez üç boyutlu bir müsamere olur en fazla) bu kutlamanın Erdoğan' ın hitap ettiği kitleye verdiği mesaj çok açık. O kada çık ki yazma gereği bile hissetmiyorum.

Buradan elle tutulur bir şey çıkar mı? Ülke adına çıkmaz ama iktidar adına bir şey diyemem. Sadece duyulara ve duygulara hitap etmek kitleleri harekete geçirebilir ama buradan kalıcı bir şey üretilemez. Zira aklın direksiyona geçmediği çoşkun duygular yıkımdan başka hiçbir şey üretemez. 
Evet bu çoşkulu kalabalıklar Osmanlı gibi güçlü olmayı özlüyor olabilirler lakin bunun yolu müsamere yapmak değil bilim ve sanat üretmek ve bir kültür inşaa etmektir. 
Yeri değil belki ama Dücane Cündioğlu'nun şu can yakıcı tespiti aklıma geldi; müslümanlar Kopernik'ten sonra Avrupadaki değişimin ne olduğunu hala anlayabilmiş değiller. 

O kadar akılsız bir topluluğuz ki insanın canı acıyor....

Not: konu ile ilgili olarak , Dücane Cündioglu'nun Yeni Safak'ta yazdigi "fetihten sonra hicret edecek degilim ya " baslikli makalesi hararetle tavsiye edilir.

27 May 2016

ERİK DALINDA ÜZÜM YEMEK

çıktım erik dalına 
anda yedim üzümü 
bostan ıssı kakıyıp 
der ne yersin kozumu 

uğruluk yaptı bana 
bühtan eyledim ona 
çerçi de geldi aydur 
hani aldın gözünü 

kerpiç koydum kazana 
poyraz ile kaynattım 
nedir diye sorana 
bandım verdim özünü 

iplik verdim cullaha 
sarıp yumak etmemi$ 
becid becid ısmarlar 
gelsin alsın bezini 

bir serçenin kanadın 
kırk katıra yüklettim 
çift dahi çekemedi 
$öyle kaldı kazanı 

bir sinek bir kartalı 
salladı vurdu yere 
yalan değildir gerçektir 
ben de gördüm tozunu 

bir küt ile güre$tim 
elsiz ayağım aldı 
güre$ip ba$amadım 
gövündürdü özümü 

kafdağından bir ta$ı 
$öyle attılar bana 
öylelik yola dü$tü 
bozayazdı yüzümü 

balık kavağa çıkmı$ 
zift tur$usun yemeğe 
leylek koduk doğurmuk 
baka $unun sözünü 

gözsüze fısıldadım 
sağır sözüm i$itmi$ 
dilsiz çağırıp söyler 
dilimdeki sözümü 

bir öküz boğazladım 
kakladım sere kodum 
öküz ıssı geldi der 
boğazladın kazımı 

bundan da kurtulmadım 
nideyim bilemedim 
bir çerçi de geldi der 
kani oldum gözgümü 

tosbağaya sata$tım 
gözsüz sepek yolda$ı 
sordum sefer nereye 
kayseri'ye azami 

yunus bir söz söylemi$
hiç bir söze benzemez 
münafıklar elinden 
öter mana yüzünü 
  • Koca Yunus'un bu şiirinin ne anlattığı hakkında kafa yormamış birisi ne kitaptan ne peygamberden  ne tanrıdan ne de şeytandan haberdar demektir. 
  • Hadi bakalım sorgulayın hayatlarınızı. Derrida, Yunustan haberdar olsaydı o kadar kitap yazmakla uğraşır mıydı acaba diye düşünmeden de edemedim.
  • Hayırlı cumalar....

25 May 2016

DÜCANE CÜNDİOĞLU'NUN İLAHİYAT FAKÜLTESİNDE İŞİ NE

"SORGULANMAYAN HAYAT YAŞAMAYA DEĞMEZ"

Bu yazının başlığını youtube"daki bir videoya verilmiş isimden ödünç aldım. Ne yazacağımı ve ne başlık koyacağımı çok düşündüm üç-dört gündür hala ne yazacağımı karar vermedim ama başlık yerini buldu sanırım.

Dücane Cündioğlu'nun ne işi var ilahiyat fakültesinde diyen düşüncenin ne işi var demek istiyor sanırım o videoya o başlığı uygun görerek o arkadaş. 

Aslında bu yazı özgürlük kavramı üzerine olacaktı ama anladım ki bu blogun çerçevesine sığmayacak 

Ne diyordu "Ecinniler" romanındaki Kirilov karakteri ; " tanrı varsa özgürlük yoktur"

Dücane Hocam bir söyleşide şunu demişti " müslümanlar tanrı üzerinde hiç düşünmüyorlar nasıl olsa inanıyorlar ve inandıkları o tanrı her koşulda kendilerini koruyup kolluyor ve ahirette de cennetine koyacak. bu kafa konforu inanların en büyük felaketi" (kelime kelime aynı olmayabilir mana itibariyle bknz)



Gene şunu demişti hoca " müslümanlar Kuranın işaret ettiği yöne bakacaklarına metni didikleyip duruyorlar"

" islamcılar iktidara gelmeden önce düşünmüyorlardı iktidara geldikten sonra düşünmelerine gerek kalmadı "

Çocukların dünyasında kavramlar yoktur kişiler ve eşyalar vardır. Çocukların sorularına onların akıl seviyelerine uygun cevaplar verdiğinizde gerisini merak etmezler gerekçesiz cevabınız yeterlidir ve tatmin olurlar. Ben nasıl dünyaya geldim diye sordu mesela beş yaşındaki oğlum "annenin karnından" çıktın diye cevap verdik daha gerisini sormadı. 5N1K yok zihinlerinde yani. 

Öleceğiz sonrada hesaba çekileceğiz sonra da ya cennete ya da cehenneme gideceğiz ana ekseninde beyan edilen ve iyi işler yapın cennete gidin tavsiyesi çocukça bir zihne hitap eder. Bakınca gözlemleyeceğiniz üzere inananlar kitlesi ötesini sorgulamaz ve babasının öğüdünü tutarak akşam çikolata yemeyi bekleyen çocuk gibidir. Sorgulamaz ne hayatı ne tanrıyı ne de şeytanı. 

Çocuk topluluklara bu tarzda hitap edilmesi çok makuldur. 

Peki Dücane Cündioğlu ilahiyat fakültesine girdiğinde bu açıklama ne olur ? 

Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez peki sorgulanan hayat yaşanabilir mi ?

  

18 May 2016

HAYAT HEP ALACAKLISIN


sadece boğuk nefesler alıyordu. gözleri tavana dikili bir ceset gibi ama nefes alan bir ceset. Onun boşluğa dikili gözleri neler görmüştü onu düşünerek bakıyordum annemim gözlerine. Uzunca yıllar o gözlerin nelere tanıklık ettiğine ben de şahit olmuştum ama o gözlerden annemin gönlüne hangi duygular akmış hangi hayal kırıklıkları ciğerini delmişti artık bu kesik nefesler alan gövdeye gömülmüştü ebediyen. 


Hırs vardı gözlerinde bir parça tarlaya bir parça eşyaya bir parça hayata sahip olmak için. Babamın gözlerinde olmayan hırslarıda yüklemişti gözlerine. Ufka doğru derin derin bakar '' bu sene oğlum bu sene'' derdi . Onun hırsı bize de geçer ve neşeyle çapalarımızı savurmaya devam ederdik.Ne çok uykusuz kalmıştı o gözler benim için oysa birazdan ebediyen kapanacak ve birbirimizi asla göremeyecektik.O ebedi uykusuna dalarken ben de ebedi pişmanlık uykuma dalacaktım. 



Onun gözlerinin içine bakarak bir kere onu sevdiğimi söylemiştim yarım yamalak bana sarılıp ağlamıştı.Anneler çocuklarının gözünün içine bakarken biz evlatlar o bakışların körleştirdiği gözlerle hep bir boşluğa bakıyoruz aslında. Ben bunu annemim boşluğa bakan gözlerine düştüğümde anladım. O gözlerin içinde bir hayatın dipdiri yaşanmış olduğunu o zaman anladım. 



Ellerini tuttum. Soğuk ve donuktu. Oysa o eller kışın en soğuk günlerinde bile pişirdiği sıcak çorbalar kadar sıcaktı. Ben hayatımı o ellere borçluydum o nasırlı ellere. Elimi kestiğimde,ayağıma diken battığında,kafama taş düştüğünde ,üşüdüğümde ,acıktığımda o eller imdadıma yetişmişti. O anda dünyanın en çaresiz elleriyle tutuyordum o elleri. Minnettarlıkla,pişmanlıkla,utanmışlıkla...



Bir kurban bayramı arafesinde eski evimizin camlarını silmiştim de bana ne kadar çok ta teşekkür etmişti. Bu hayatta ona tek faydamda belkide o olmuştu bir de ceset torbasına koymuştum ve onu cenaze arabasına kadar taşımıştım. Oysa en çok benden hayır beklerdi ''sen benim en hayırlı evladımsın'' derdi .Yıllarca dişlerini yaptırmamı bekledi. Bırak dişlerini yaptırmayı mutfağı için keskin bir bıçak bile almamıştım.




Annemin aldığı her boğuk nefes içimde bir anıyı çekip çıkarıyor evirip çeviriyor suratımın önünde tutuyor  verdiği nefesle birlikte de boşluğa savuruyordu.   



Ben duygularımı ifade edebilen biri olmadım hele anneme karşı tam böyleydim. Şimdi beni işitmeyen.beni görmeyen,bana dokunmayan bu canlı cesete içimi döküyordum ürkek kelimelerle.



Ceset torbasına koyduğum kadın benim annemdi ve ben annesiz nasıl yaşanır hiç bilmiyordum. O siyah torbaya baktım siyahtı ve sessizdi. Ölüm böyle siyah ve sessiz bir karaltı.



Anneler ölür müydü ? Ölmeli miydi ? Böyle evladını bırakıp gider miydi anneler ?



Ne kadar da boşluk bırakıyordu ölüm yerini dolduramayacağın.Gökyüzüznü alıp gidiyordu işte artık uçurtmaların uçamayacağı bir boşluk bırakarak.



İyi bok yedin be hayat böyle elsiz ayaksız kaldık... 

 

16 May 2016

NE KAHRAMAN NE DE HAŞERENİN BİRİYİM

'' kötü biri olamamak bir yana, herhangi bir şey olmayı da beceremedim: ne kötü ne iyi, ne alçak ne namuslu, ne kahraman ne de haşerenin biriyim. şimdi bir yandan köşemde pinekliyor, bir yandan da acı, faydasız bir teselliyle avunuyorum; 'zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır''.(YER ALTINDAN NOTLAR-DOSTO)

İNSANDAN NE BEKLENEBİLİR Kİ ?

"insandan zaten ne beklenebilir ki?

yeryüzünün bütün nimetlerini basindan asagi dökün, onu girtlagina kadar mutluluga batirin; öyle batirin ki, mutlulugun yüzeyine kabarciklar yükselsin. ona, yatip uyumaktan, bütün gün kurabiye yemekten ve insan soyunun devamini getirmekten baska bir sey yapmasina gerek kalmayacak parasal gelir saglayin...

iste bu insan, sirf nankörlügünden ve rezillige olan egiliminden dolayi, size ayaküstü bir oyun oynayacaktir: bu olumlu ve akilli davranisinizin içine, sirf kendi ugursuz ve basina beladan baska bir sey getirmeyecek hayalperest yanini sokacaktir. kurabiyeleri kaybetmeyi göze alacak, oraya buraya koca burnunu sokacak, hatta belki de en olmayacak belanin, en berbat ekonomik durumun basina gelmesini isteyecektir.

özellikle de hayallerinden, hayalperest saplantilarindan ve o kalin kafaliligindan asla vazgeçmek istemeyecektir." Dostoyevsky