31 Eki 2011

DAĞITACAK AKIL VAR MI ?

Gelen yardımları dağıtacak elemanım yok demiş Kızılay başkanı..

Ne denir ki;biraz da akıl düşse bu sefaletin üstüne göklerden diyorum ancak o zaman bir işe yarar.Yoksa alıp onu da dağıtamayız..

Helal olsun bize..

AKŞAM OLDU,FARKINDA MISIN?

Farkında değilsin !

Akşam olduğunu ,akşam olduğunda gidecek evi olmayanlar farkeder hem de iliklerine kadar..

Sen ,eve gidersin çocuğun boynuna sarılır,sıcak bir evdesin,yemeğini yersin,TV seyredersin,belki sevişirsin o gece ve uyursun, huzurlu bir yorgandır uyku.

Ben ,soğuk bir gecede titreyerek güneşin doğmasını beklemiştim an be an ufukta o sıcak kürenin yükselmesi için perestiş ederek,ağlayarak,güneşin doğacağını bilmenin umuduyla sabırla,an an saniyeleri sayarak beklemiştim soğuk bir taşın üstünde..

Bilirim geceler ne kadar uzundur dışardaysan hava soğuksa üşüyorsan açsan ve yorgunsan.

Ama bilmediğim bir şey var,sabahın olmayacağını bilmek nasıl bir şeydir..

Gece,uzanır ensene ve yakalar seni..En çaresiz bir nefes çıkar ciğerlerinden,yüreğin buz keser ellerin morarır, küçük bir çocuk uyur ıslak bir battaniye altında ve sen uyanık beklersin o yüzün sıcaklığını..

Gece en çokta acılarımızı örter ve köreltir aklımızı ,uzanıp tutacak eller olduğunu hiç hatırlamaz..

20 Eki 2011

ORTAK AKILSIZLIK

İnsan trajik bir varlık..Trajedisi ise tanrı olmadığı halde tanrısal güçlere sahip olması..

Tanış olasınız diye sizi farklı milletler olarak yarattım..İlahi buyruk bu..Çünkü insan ancak kendisine benzemeyen başka bir insanda kendisini görebilir..Aptallık burada devreye girer ya da akıl devre dışı kalır..Diğer olgusunu tehdit olarak algılayan egosal dürtülerine sahip çıkamazsan o dürtü sana sahip çıkar aptal bir adama dönüşürsün..Tanrının en sevmediği günahı yüklenirsin; akılsızlık..

Biteviye ölüp duruyoruz bu topraklarda..14 sene önce ben ve arkadaşlarım vuruştuğu ve öldüğü topraklarda bugün başka çocuklar vuruşuyor ve ölüyor.. Biteviye,akılsızca..Birbirimizi tanımadan namluların ucuna asıyoruz hayatlarımızı..Ben o dağda gezenlerden hiç kimseyi tanımadım onlarda beni tanımıyorlardı ama birbirimizi öldürmek için kuytulara gizleniyorduk..

Damdan düşüp ölüyoruz,ters yola girip ölüyoruz,statlarda ölüyoruz,yollarda ölüyoruz,dağlarda ölüyoruz,sevmeden sevilmeden ölüyoruz,gökkuşağının renklerini göremeden yıldızların uzaklığına rağmen ne kadar yakın durduklarını düşünmeden ölüyoruz.

Zaten öleceğiz be kardeşim bu acele ne?! Önce bir yaşamayı öğrenelim be kardeşim ulu çınarlar gibi sonra dinleniriz selvi gölgelerinde.

Nedir bu aç gözlülük ölüme karşı be insan,güzel insan..Ah insan çocukları babalarınız yaşamayı öğretmediler mi size..Bu kadar yağmur yağıyor hiç mi ıslanmadın da ruhun bu kadar taş oldu.

Bir çocuk ne zor olur insan hatırlayın.

Allahım sen içimizdeki akılsızlar yüzünden hepimiz helak etme...



10 Eki 2011

Burun Karıştırmak


Burun karıştırmanın yararlı olduğu açıklandı.

Avusturya'daki Innsbruck Üniversitesi akciğer hastalıkları uzmanı Doktor Friedrich Bischinger, toplumda ayıplanan burun karıştırma sırasında bu organdan çıkarılanların vücuttakimikroplara karşı koyan etkili bir ilaç olduğunu söyledi.
Özellikle çocukların burunlarını karıştırmalarına engel olunmaması gerektiğini söyleyen Bischinger, 'Burun karıştırmak otomatik bir reflekstir. Tıbben de çok yararlıdır. Hatta içinden çıkanlar da vücuttaki mikroplara karşı koyan etkili bir ilaçtır, yenmesinde sanıldığı gibi zarar değil yarar vardır' diye konuştu.
Burnun parmakla karıştırılmasının 'mekanik bir temizlik' olduğunu belirten Doktor Bischinger, parmakla yapılan temizliğin mendille yapılandan daha etkili olduğunu söyledi.
16 aylık oğlum itinayla burnunu karıştırıyor.O küçücük parmağını minicik burun deliklerine sokuyor,parmak neredeyse burun deliğinde kayboluyor. Sonra çıkarıp o küçük parmağı bi güzel inceliyor,sonrada ağzına laıp bi güzel yalıyor. Eşim görse kafayı yer muhtemelen. Oğlan işte..


3 yaşını devirmiş olan kızım ise peçete istiyor burnunu temizlemek için,daha hiç parmağının burnundan içeri girdiğini görmedim. Annesinin etkisi mi genetik mi çözzemedim. Erkeklerde genetik galiba ama kızlarda bilmiyorum.Bizim evde en azından Hayır!

1 Tem 2011

KOMPOZİSYON DERSİ

Benim öğrencilik yıllarımda (80'ler) kompozisyon dersleri vardı.Hatta ben ilkokul 2.sınıfta başlamıştım kompozisyon yazmaya. Fatih Hoca vardı(solcuymuş şimdi anlıyorum) bize her hafta bir kitap okutur ve özetini çıkattırırdı. Amerikanın ne kadar da kötü olduğunu o kitaplardan öğrenmiştim şanlı Wiet-Nam direnişçilerinin hikayelerini okurken. Bütün dünyası yaşadığı o küçük çerkes köyü olan benim için (köydeki her öğrenci için tabi ki) yepyeni ufuklar açıyordu o kitaplar . En çok ta yeni yeni evlere girmeye başlayan TV asıl devrimi gerçekleştirdi hayatımda. Tv kuşuydum ben küçükken ,TRT hafta içi 6 saat hafta sonu 12 saat yayın yapıyordu o zamanlar hatırladığım kadarı ile(Pazar günleri saat 10'da başlıyordu yayın sanırım). Şimdiki neslin hiç tanımadığı "sedefli maşrapa" halk tabiri ile ip koptu denilen yayın kesilmeleri sırasında ekranda öylece dururdu. Oturup onu seyrederdik , beyaz adamı yeni görmüş yerli misali. Gece 12 de istiklal marşı ile birlikte yayın sona erer ve ekranda "televizyonunuzu kapatmayı unutmayın " yazısı belirirdi. O yazı ile birlikte Tv kapatılırdı , düğmeden.

Kompozisyon dersleri,en sevdiğim derslerden biriydi. O beyaz sayfanın başına oturduğumda , kumsalda kumdan kaleler , heykeller yapan çocuk kadar mutlu olurdum. Sonunun ne olduğu belli olmayan bir maceradaydım adeta ,kalemimle ben. Hayatımın en gurur duyduğum kendimi çok iyi hissetiğim anlarından biri de edebiyat hocasının yazdığım kompozisyon sebebi ile beni ayağa kaldırması ve beni tebrik etmesiydi. Hiç sözlüye kalkmadım ondan sonra,he he..

İşin teknik detayının tartışmasına bu sayfalarda girmek istemiyorum. Kompozisyon dersi görmek ile görmemek arasındaki farka. Çocuklarımızı kayıp ediyoruz , başka bişey değil. Kompozisyon dersi konuşmayı öğrenmek kadar önemli bence. Okur yazar dediğin şeyin anlamı odur,şimdiki nesil okur çözer. Hayatta nasıl başarılı olacaklar acaba önlerine sürekli çok seçmeli bir test bekleyen bu nesil.

Hukuk fakültelerinden nasıl mezun oluyorlar anlamakta zorlanıyorum,ordada mı test çözüyorlar yoksa?

27 Haz 2011

ÇEKİRDEK İNANÇ ÇALIŞMASI

Daha önce (iki yıl önce) ilk çekirdek inanç çalışmasını yapmış ve yazma yeteneğimi kullanmadığım ortay çıkmış ve ve bu blogun açılması ile sonuçlanan süreç yaşanmıştı. Şimdiki amacım ilerleme ve büyüme korkumla ve sonucunda oluşan parasızlıkla ilgili negatif çekirdek inançlarımın kaynağını bulmak ve pür-ü pak olmak.Hayırlı olsun..

1-İlkokul bitmiş ve liseye kayıt yaptırmak için Biga'ya babamla birlikte gitmişiz.Babamın mandıra işletirken birlikte çalıştığı Mehmet Göç'e uğruyoruz.Göç Ticaret. Babam gururlu. Mehmet Göç ile tanıştırıyor. Ortamı ve şehri gözlemliyorum.Şirketler , arabalar, ticaret hayatı falan bana çok karmaşık geliyor. Ben büyüdüğümde iş kurup yönetemem herhalde diye düşünüyorum ne kadar zor bu diye karar veriyorum.Büyümek beni korkutuyor.

2-8-10 yaşlarındayım. Komşumuz Celalettin yeni bisiklet almış. Hepimiz kıskanıyoruz.O gün aramızda şöyle bir tartışma oluyor(sanırım bisiklete binemediğimizden kıskanıyoruz) akşama geliriz bisikleti istersek alırız diyoruz büloyla ben. Akşam oluyor,zıpırlık yapacaz ya gece karanlığı çökünce celalettinin evine gidiyoruz dış kapıyı açıyoruz tam avluya adımımızı atacakken anne babalerı evin kapısında beliriyor,büloyla ben kendimizi balyaların arasındaki boşluğa zar zor atıyoruz. 3 saniye falan farkla yakalanmaktan kurtuluyoruz.Ortalık sakinleşiyor ve biz bisikleti kapının önünden alıp evin bahçesinin içine saklıyoruz. Biz dediğimizi yapmanın gururuyla eve dönüp yatıyoruz. Bİr süre sonra celalettin yanına köyden bikaç kişiyi alıp gelmiş annemle konuşuyorlar.Annemde o uyudu diyor. Ben her şeyi duyuyorum ama kalkmaya cesaret edemiyorum. Sonunda bülenti evden alıp beraberce gittiklerini duyuyorum. Yaptığım şeyden korktum sonradan ve yüzleşmeye cesaret edemedim.

3-Daha da küçük olduğum bir yaştayım.Şu an tam hatırlamıyorum ama çok küçüğüm.O zamanlar çerkez düğünleri tam teşekkül geleneğe göre yapılırdı en az süren bir hafta sürerdi. Köyün en üst mevkiinde hatta köyün ormana girmeden önceki sondan bir önceki evde akranım erdalın ağabeyinin düğünü vardı. Ben o yaşlarda bugün nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde acayip düğün manyağıydım. O zamanki düğünlerde bugünkü dille nedime diyebileceğim gelinin yakın arkadaşlarından birkaçı düğün sonuna kadar geline tahsis edilen odada gelin ile birlikte kalırlardı.(Çerkez adetlerine göre gelin ,gelin geldiği evde düğün boyunca,gelin evi denilen ona tahsis edilmiş olan bir odada ya da evde kalırdı. Yanında da sadece bahsettiğim nedimeler kalırdı ve başka kimse damatta dahil o eve giremezdi gelinde o evden çıkamazdı. Düğün bittiğinde gelin çıkarma denilen tören yapılır ve düğün biterdi.) Nedimelerden birine fena halde abayı yakmıştım..Kızıl saçlı bir hatundu.Düğün boyunca onu görebilmek için erkenden düğün evine gider akşama kadar oralarda takılırdım. Paket lastiği ile portakal kabuğu fırlatmak pek modaydı o zamanlar ben de cebime portakal kabukları doldurur ve ona paket lastiği ile fırlatırdım. O da elindeki süpürgeyle(genelde) beni kovalardı. Sanırım nedimeler arasında en genç olduğu için süpürgeyi hep o yapardı.Düğün bittiğinde o upuzun yol boyunca eve gelene kadar ağladığımı hatırlıyorum( hakkaten mesafe uzaktı çocuk adımlarım için hayli hayli uzaktı).Ben büyüyene kadar kızıl saçlım evlenir ve beni beklemez diye düşünmüşüm. Karşılıksız aşk.(kız bizim köyden değildi.) İlk derin kaybediş acısı ilk büyük yenilgi.Kendimi çok çaresiz hissetmiştim.Tıpkı kardeşime karşı hissettiğim gibi.Tıpkı bülente karşı hissettiğim gibi.

4-İlkokuldayken öğretmenimiz 23 nisan için hepimize bir okuma parçası vermiş ve bunu yazmamızı ve ezberlememizi istemişti. Ben de o zamanlardan varmış demek ki kendini Tanrı gibi hissetmek ve kusursuz olmak saplantısı. Herkes yazmış getirmiş öğretmenimiz imla ve yazı kontrolü yapıyor. Herkes yanlış kelimeler yazmış,cümle atlanmış falan hepsinde bir hata var.Sıra benimkine geliyor kıs kıs gülüyorum bak bende hata bulamayacak ve aferin mücahit diyecek yağlarım eriyecek ve herkese caka satacağım. Ama hayır!? Medeni yazacağıma madeni yazmışım ve cümle olmuş madeni uluslar.Tek hatam ama dağılmama yetiyor. Utancımdan yüzüm kızarıyor ve bozum bozum oluyorum. Olamaz ben de hata olamaz. Ama oluyor geç de olsa anlıyorum ki ben de insanım kusurluyum.

5-

10 Haz 2011

EN BÜYÜK KORKUNLA YÜZLEŞ


Guru Pathnik Avatar'ın çakralarını açarken;1.çakra hayatta kalmakla ilgilidir ve onu korkular tıkar.Hayattaki en büyük korkunla yüzleş ve ondan kurtul der. Avatar'ın en büyük korkusu ateş kralı Ozai ile karşılaşmaktır. Ve korkusuyla yüzleşir ve çakrasını açar. En nihayetinde de zaten ateş kralını paçavraya çevirir.

Peki benim en büyük korkum ne? Bir haftadır bu soruyu soruyorum ve sanırım onu buldum ve yüzleşme zamanı. Hesap günü bugün.(Bu kuantum enteresan,bilinçaltında bir şeyleri harekete geçirdiğin zaman dış dünyadaki olaylarda o durumu gerçekleştirmek için harekete geçiyor.)

En büyük korkum büyümek ve hayatını kazanmak zorunda olmak. O yüzden bu yaşımda hala onun bunun yanında çalışmaya devam ediyorum. Ya işimden olursam, ne yaparım??

Peki bundan nasıl kurtulacam? İlk önce zihinsel alanda yani bilinçaltımda bu korkuyla yüzleşmem gerekiyor, sonrada gerçek hayatta bu durumla yüzleşmem. Sudan korkuyorsan suya girmekten başka çare yok.Değil mi??

Peki ben ayaklarımın üstünde durmaya, kendim olmaya, kendi hayatımı kazanmaya hazır mıyım??

Sürekli bununla ilgili çalışma yapıyordum ya hayat bu fırsatı bana sundu şimdi. Zihni temizleme ve hayatını baştan kurma zamanı.

Peki bunu nasıl yapacam(ğım)?

Suya girerek tabi ki. Korkudan dizlerim titriyor ama ondan sonra beni yepyeni bir hayat bekliyor. Ayıdan ne kadar hızlı kaçarsam ayı beni daha da hızlı kovalıyor. Onunla yüzleştiğimde ayı arkasını dönüp kaçıp gitti. Belki çocukken gördüğüm bu rüya benim hayatımın sembol rüyasıydı. Çünkü o yaşlarda doldurmuştum bilinçaltımı bütün bu korkularla.

Ne zamandır bu rüya üzerinde düşünüyordum şimdi hayata geçirme zamanı geldi de çattı bile.

Hadi müco ayıyla yüzleş. Zaman geçiyor...

KENDİMİ SEVİYORUM VE ONAYLIYORUM..........