19 Şub 2016

TÜRKİYE HADİS MECLİSİ 53.OTURUM-YAŞAYAN SÜNNET YAŞANMAYAN HAYAT

Türkiye Hadis Meclisi 53.oturumunda Mustafa Öztürk hoca sunum yaptı. Sunumun sonunda oturuma katılan diğer hocalar sorularını sordular sırayla. İsmini duyamadığım bir katılımcının fazla teorik kaçan soru cevap kısmına dair biraz isyanvari çıkışı bence mevzunun hatta sürgit din etrafında dönen tartışmaları tümden anlamsızlaştıran ve gene bence varoluşumuzun ana fikri olan şu manaya gelen cümleleri sarfetti;

- Benim bildiğim kuran ona iman edenlerin imanını arttıran inanmayanların küfrünü arttıran bir kitap.
- Usul konusuna bu kadar takılmayın sünnet değil asıl olan hayattır bırakın ya bu tartışmaları hayatı yaşayın ya.

Bu mudur yani derseniz evet tam da budur. Kafamıza mı göre derseniz evet kafamıza göre ama akleden istidlal çıkaran bilgi sahibi kafamıza göre...

Youtube'tan bulup izleyin derim hatta hararetle tavsiye ederim..

FETVA SORMA SAPKINLIĞI

SİZ EY imana ermiş olanlar! [Kesin hukukî kurallar şeklinde] açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokabilecek olan konular hakkında soru sormayın; zira, Kur’an vahyedilirken onlar hakkında soru sorsaydınız, size [hukukî kurallar şeklinde] açıklanabilirlerdi. Allah, bu konuda [sizi her türlü yükümlülükten] azad etmiştir: Zira Allah, çok bağışlayıcıdır, halîmdir.(MAİDE 101)

Sizden önceki insanlar da böyle sorular sormuş ve sonuçta hakikati inkara varmışlardı. (MAİDE 102)


Şaban Ali Düzgün Hoca bir konuşmasında , fetva sormanın bir yerden sonra bağımlılığa ve hastalığa dönüştüğünü söylemişti. Bu tavrın düşünen ve
akleden birey oluşmasını engellediğini ve ümmetin ekserisinin talimatla çalışan yığınlara dönüştüğünü de eklemişti.

İki gün önce ki yazımın başlığını tekrar hatırlatayım "kendi aklınızı kendiniz kullanma cesareti gösterin "(Kant)

Diyanet bu millete daha büyük bir hizmet yapmak istiyorsa fetva dairesini kapatsın. Çok ciddiyim. Ben şahsen bana dini konularda soru soran kimseye fetva vermiyorum. Cevap bile vermiyorum.. 

Ulan kitaba yazıyorsun dini öğrenmek farzı ayındır diye sonra herkese hazır reçete veriyorsunuz. Bırakın adam biraz kafa yorsun araştırsın araştırmıyosa da siktir edin gitsin yaa. Hapçı yaptınız milleti amına koyim..

Ayetlerin nuzul sebepleriye ilgili pek çok rivayet var meraklısı açar bakar..Her şeyi devletten beklemeyin..

Tarihte örnekleri çok bunların özellikle ilk üç asırdaki tartışmalara bakarsa sevgili okuyucularım pek çok luzumsuz tartışmanın nasıl kavgalara dönüştüğünü göreceklerdir. İsmini anarken hu çektiğiniz pek çok alimin nasıl sokak ağzıyla birbirlerine girdiklerini hatta hedef gösterip cinayetlere sebep olduklarını göreceksiniz...

Hadi hayırlı cumalar.. Gene gitçez şu camiye allahım bakalım ne zırvalar dinleyecegim... 

Ek; gittik cumaya ve hakkaten laf olsun diye söylemiyorum zırva dinledik. Bildiğin zırva.(konu abdestin faziletleri)

1.zırva- Efendim , muhammed bican diye bir ulema var bir gün kardeşi ahmed bican ağabeyine bugün cuma vaazını ben vereyim demiş ve izin istemiş. Ağabeyi de peki olur buyur demiş. Ahmed bican çıkmış kürsüye başlamış anlatmaya. Öyle etkileyici bir uslubu ve ses tonu varmış ki cemaat ağzı açık dinliyormuş . Bir ara ahmed bican bir bakmış ağabeyi caminin kapısında dikiliyor ne içeri giriyor ne oturuyormuş. Bu kafasına takılmış namazdan sonra gitmiş annesine sormuş bu durumu. Doğal olarak annesi de git ağabeyine sor ben nereden bileyim demiş. ahmed bican , sen sorar mısın anneciğim demiş. Annesi de gitmiş sormuş ve gelmiş ahmed bicanın yanına. Ahmed Bican merakla annesinin ne diyeceğini bekliyor. Annesi anlatmış ,oğlum demiş ağabeyin sen vaaz ederken caminin kapısına gelmiş bir de ne görsün caminin içi meleklerle dolu adım atacak yer yok o da meleklerin kanatlarına basmamak için içeri girmemiş ve oturmamış. (peh peh vay anasını sayın seyirciler hatta) . Ahmed bican , anne ben niye göremedim bu melekleri ağabeyimin benden ne üstünlüğü var cevap ver bana demiş. Evladım demiş annesi , ben sizi hiç abdestsiz emzirmedim lakin bir gün sen kundaktaydın ben de namazdaydım o arada komşu kadın geldi ve sen ağlamaya başladın komşu kadın da seni susturmak için emzirdi. Namazdan sonra sordum abdestli miydin diye , komşu kadın , hayır dedi. Ya ben onları hiç abdestsiz emzirmedim ! İşte senin melekleri görememenin nedeni emdiğin o abdestsiz süt yüzündendir.  

2.zırva- Hoca abdestin nasıl alınacağını anlatacak fakat önce abdestsiz neler yapılamyacağını anlattı. Sonra peygamberin nasıl abdest aldığını anlatacağım dedi (buraya dikkat)başladı söze. Önce euzu besmele çekiyoruz sonra niyet ediyoruz. Peki nasıl niyet ediyoruz ; niyet ettim allah rızası için abdest almaya. Hani siz şöyle niyet ediyorsunuz ya bugünkü cuma namazı için abdest almaya eğer öyle niyet ederseniz o aldığınız abdest ile sadece cuma namazını kılabilirsiniz başka bir şey yapamazsınız o yüzden niyet ederken allah rızası için abdest almaya diye niyet edeceksiniz o niyetle aldığınız abdestle istediğiniz her türlü ibadeti yapabilirsiniz. 

Diyaret İşleri başkanı Mehmet Görmez hocam biliyorum siz bu kafalardan uzak birisiniz lütfen şu imam efendinin anlattıklarından haberiniz olmadığını söyleyin ( saçmaladım ) yani bilmediğinizi umarak yazıyorum. Ya bu cemaat akıl sağlığını kaybetmiyorsu yeminle vaazlara gelmediği ve dinlerken uyuduğu içindir. Hocam lütfen yaa bu nasıl saçmalamaktır. Aklım acıdı yeminle. Abdesti market kuponuna da çevirdiniz ya allah müstehakınızı versin cümlenizin. 

" bak seni uyanık öğle namazı için abdest alıp onunla ikindiyi de kılmışsın oldu mu şimdi kıl bakayım tekrar şu kızgın demir levhanın üstünde " mi diyecekler sorguda . Oha be çüşşş

Diyanet İşleri için Hıyanet İşleri diyor ya bazıları yani haksızlar mı yavvv. Adamı dinden imandan çıkarıyorlar...Cuma cuma dellendim gene... 

15 Şub 2016

KENDİ AKLINI KENDİN KULLANMA CESARETİ GÖSTER (KANT)

Aşağıdaki alıntılar , itikatta maturidi amelde hanefi olduğunu sanan fakat eşari gibi inanıp şafi ve hanbeli gibi amel eden memleket müslümanlarından bu blogu okuyacak olan kişilerin dikkatine sunulmuştur. Geniş bir okuma için notta belirtilen yazıya müracaat edlmelidir. Diyanet imamları kürsülerden hurafe anlatacaklarına biraz bu meselelere değinsinler. 

"İnsana aklını kullanmaktan vazgeçmeyi telkin eden, şeytanî vesveseden başka bir şey değildir. Çünkü şeytan, kişiyi aklının semeresinden alıkoyar, iyi fırsatlara nail olmak ve istediğini elde etmek için güvencelerini sarsar. Aklı kullanarak eşyayı düşünmek, onun prensip ve sonuçlarından gizli olanları bilmek içindir. Sonra bunlarda, eşyanın hâdis olduğuna ve bunları yaratanın varlığına, nefislerini şehvetlerine uymaktan alıkoyanlar için deliller vardır. Bilinsin ki, aklı kullanmaya engel olan, şeytanın vesvesesi ve işidir" (Kitabu't-Tevhid s. 136).

"Delilsiz olduğu için mukallidin tasdiki faydalı olmaz. Çünkü sevap kulun çektiği meşakkat karşılığında verilir. Mukallidin, imanın aslını kazanmasında sıkıntısı yoktur. Bilakis, imana ulaşmada delil getirme ve şüphe ile kesin delilleri ayırdetmede düşünmenin kaidelerini gözetip nazar ve teemmüle alışarak karşılaşılan kuşkuları gidermek için sıkıntı çekilir... Kişi emek ve gayretini sadece peşin lezzetleri elde etmek için harcar, yalnız kendisini geçici dünya ile faydalanmaya terkeder, sonra hiç bir sıkıntıya göğüs germeksizin külfet ve meşakkate katlanmaksızın iman ederse, sevap elde edemez ve bu imanının faydasını görmez. Nitekim önceden istidlali olmadığından dolayı, azabı görürken inananın bu imanı kendisine fayda vermez" (Tabsıratü'l-Edille, Raşid Ef. Küt. No: 496, vr. 86; Fatih Küt. No: 2907, vr. 96-10)


“İmanla mükellef olmak ancak aklın mevcudiyetiyle gereklilik kazanır, bunun yanında imanı oluşturan hususların mahiyetinin bilinmesi de yine aklın tefekkür ve istidlali ile imkan dahiline girer; bu ise zihnin (kalp) bir fonksiyonundan ibarettir; iman da aynı statüye dahildir. Şu da var ki dil, vücudun diğer organları gibi cebir altında tutularak başkaları tarafından kullanılabilir. Halbuki Allah Teala,’dinde zorlama yoktur’ (2/256) buyurmuştur. Şu halde imanın gerçek manada oluşumunun cebir altında tutulabilen bir organa nisbet edilmesi mümkün değildir.” (Maturidi, 2002, 493) 

“İnsanların mezheplere ve dinlere bağlanma hususunda farklı tutumlar sergilediklerini, din benimsemekte ayrılığa düştükleri halde herkesin kendi tuttuğu yolun hak, diğerinin ise batıl olduğu noktasında ittifak ettiğini görmekteyiz. Ayrıca onların tamamı, yollarından yürünmesi gereken geçmiş büyüklerinin bulunduğunu da ittifakla kabul ederler. Bu realite karşısında körü körüne başkasına uymanın (taklit), sahibinin mazur görülemeyeceği hareketlerden biri olduğunu kanıtlamaktadır.” (Maturidi, 2002, 3)

‘‘Akıllar yemek ve içmek için düzenlenip yaratılmış değildir. Çünkü yeme içme konusunda akılsız canlılar akıllı olanlardan çok daha güçlüdür; bir de yemekten içmekten el çekmiş zümrenin –ki onlar meleklerdir- gönüllerdeki yüksek mevki düşünülmelidir. Demek ki akıllar ibret almak ve tefekkür etmek için yaratılmıştır, zira burada övgü ve değer vesileleri vardır. Gerçek bu olunca ibret yönteminin isabetli olması ve tefekküre hakkının verilebilmesi için zararlı ve faydalı cevherlerin yaratılması hikmet açısından gerekli hale gelmiştir.’’ (Maturidi, Kitabu’t-Tevhid, 208)

‘‘ Gerek Allah’ı gerek O’nun emrini bilmek ancak istidlalle idrak edilebilecek kesbi-iradi bir olgudur. Allah kendi kulunun yapısına akıl yürütmesi için esas alacağı aynı zamanda varlığının bel kemiğini oluşturan muhtelif fizyolojik ve psikolojik haller tevdi etmiştir. Bir de hayatın zaruretleri insanı istidlale yöneltip tefekküre sevk eder, mesela müşahede ettiği için çeşitli halleri, kendi organları, yarar ve zararları gibi. Öyle ki bunları bilmemesi mahvolmasını, bilmesi de dirlik ve düzenini sonuçlandırır. Bunlar sayesinde dirlik ve düzen elde etmesiyle de şunu bilmiş olur ki hem kendini hem de mevcudiyetine sebep teşkil eden varlığı bilmesine onu mecbur eden söz konusu halleri bizzat kendisi yaratıp yönetmiş değildir.’’ (Maturidi, Kitabu’t-Tevhid, 174)

“İnsan yaratılmışları yönetmek yeteneği ile sivrilmiş, bu uğurda güçlüklere göğüs germek, onlar için aklen en elverişli bulunanı araştırmak, iyi ve güzel olanları tercih edip bunlara aykırı düşenlerden sakınmakla mümtaz kılınmıştır. Bu hususları bilmenin yolu ise nesne ve olayları incelemek suretiyle aklı kullanmaktan ibarettir, başka bir yöntem de mevcut değildir.“ Maturidi, 2002, 14

“İdrak duyular yoluyla oluşur. Bu, zıddı olan bilgisizliğin bahis konusu olamayacağı bilginin temel vasıtasını teşkil eder.” (Maturidi, 2002, 10) Her insan için duyular bilgisi zaruri bir bilgidir. Maturidi’ye göre; “Duyular ötesinde olanı bilmek ancak duyular aleminin kılavuzluğu ile mümkündür.” (Maturidi, 2002, 38)

”Şu da belirtilmelidir ki yaratıklar içinde hakkında söz söylenen bir hususun manasını birinin anlayabilmesi, bu sözün duyulmasından önce o hususta (zihninde) bir bilginin bulunmasına bağlıdır.” (Maturidi, 2002, 94-5)

“iman akıl ve nasların Allah’ın birliği ilkesinin doğruluğuna tanıklık etmesinin adıdır; ayrıca yaratmanın da yaratıklara hükmetmenin de kendisine ait olup bu konuda ortağının bulunmadığına tanıklık edilmesi. İslam ise kişinin bütünüyle varlığını ve her şeyini tam bir kulluk statüsü içinde Allah Teala’ya teslim etmesi ve bu konuda O’na hiçbir ortak koşmamasıdır.” (Maturidi, 2002, 513

Müslüman insan, önce bilir, aklına yattığı için inanır.

 Maturidi’ye göre amel ve iman birbirinden ayrıdır. 

“Geçmişte gönderilen bütün peygamberler ve nebiler, tek bir din üzere idiler, yani Allah katında mutlak ve değişmeyen İslam dini üzere gönderilmişlerdir. Bu itibarla mutlak yol, Allah’ın yolu; mutlak din, Allah’ın dini; mutlak kitap Allah’ın kitabıdır. Bu din, tevhid dini, hak din, hanif dini, fıtrat dini, gerçek ve bürhanla kaim, delil ve hüccetlerle ayakta duran akıl dini ve mutlak dindir. Şeriat ise peygamberden peygambere değişen şeydir. Mutlak din, tevhid, inanç esasları, ibadetin sadece Allah’a ait olması, Allah’a şükrün zorunluluğu ve ahlaki ilkeler içermektedir. Akılla bilinmelerinin zorunlu olması sebebiyle bunlara akliyat da denmektedir. Çünkü bunlara, taklit, eğitim ve öğretim, müşahede veya zorunlu bilgi yoluyla inanılmaz. Bunları bilmek ve bunlara inanmak, kişinin kendi akıl yürütmesi ve istidlali sonucu elde ettiği kesbi ve kesin bilgiyle olur.” (Kutlu, 2003, 40)

“Fiiller, mahiyetleri itibariyle Allah tarafından yaratılmaları ve bir zamanlar yokken O’nun tarafından icat edilmeleri açısından Cenab-ı Hakk’a, kesbedilmeleri ve işlenmeleri (kesb, fiil) açısından da insanlara aittir.” (Maturidi, 2002, 287) 

Not: 2002 rakamı Maturidi'nin kitabu't-tevhid isimli eserine atıftır. Hasan Onat Hocanın "yeni bir islam medeniyet için maturidi ve maturidiliğin önemi " başlıklı yazısından faydalanılmıştır.

12 Şub 2016

12 ŞUBAT 2016 CUMA HUTBESİ

Birkaç gündür şirke batmış olduğuna iyice kanaat getirdiğim bu diyanet öğretisinin imamları arkasından namaz kılmak ne kadar doğru diye düşünüp duruyordum ki bugünkü hutbe bende şalterleri attırdı. Zihnimi temizlemek için uğraştığım tonla hurafeyi mecburen haftada bir gün dinlemek zorunda kalmak bana iyice eziyet vermeye başladı artık. Bugün hutbeden resmen Kuran bize yetmez Buharisiz bir din olmaz dedi hoca.(Buhari burada semboldür anlamayan olabilir de) Ciddi ciddi cumaya gitmemeyi düşünmeye başladım bu diyanet camilerinde. Ekşide bir arkadaş yazmış buna benzer duyguları tembellik yapıp oradan kopyalıyorum ve altıma imzamı atarım. 

Şu nasıl bir cehalettir ya Buhariyi savunacağım diye Kurana rest çekmek. Bizi hadis inkarcılığı ve peygambersiz bir islam kurmaya çalışmakla suçluyorlar tamam da be kardeşim sizin yaptığınız da Kuransız bir islam inşaa etmek değil mi ? Sizin bu kitaba düşmanlığınız nedir ya ? Yok keçi yemiş te nesh olmuş ta kitabı hükümsüz hale getirdiniz be kardeşim uyduruk rivayetlerle. Hristiyanlara kafir müşrik diyorsunuz isa nebiyi allahın oğlu dediler diye e be kardeşim siz de peygamberimizi Allah'ın yanına oturtmadınız mı ? Kainatın Efendisi demediniz mi? Peygamber olmasaydı Allahın bu evreni yaratmayacağı yalanını uydurmadınız mı (uydurulan yalanı devam ettiriyorsunuz aynı şey) ? İslamın ilk emri oku der vaaz verirsiniz de bu kitabı ne diye okumazsınız ya hu !? Dellendim yaaa !!! Buhariden mi hesaba çekileceğiz yoksa bu Kurandan mı ? Bir karar verin eyyy diyanet ...

Buyrun "anlamadıysanızsorabilirsiniz" lakaplı arkadaşın enfes yazısına...Altına imzamı atıyorum .. Diyanete de buradan "yuh yuh yuh" diyorum...


"peygamber olmasa namazı nereden öğrenecektik lan!!" tayfasının hortlamasına neden olan fetva. cumalara gitmeyeli çok oldu. biliyorum, yanlış. cuma'ya gitmek farz. cuma suresi'nden öğrenyoruz bunu. ama gönlün katlanmadığı, sırf gelenek diye, sırf 600 yıl önce filanca alimin sözü diye işittiğimiz bir yığın hurafe duyuyoruz. şimdi de resmen kur'an'a cephe alınmış. 

açık açık "kur'an size yetmez" denmiş. elbette peygambersiz din olmaz. benn hep söylüyorum "muhammedun rasulullah olmasa, eşhedü en la ilahe illallah'ı öğrenemeyecektik." kimsenin peygamber'i inkar ettiği yok. yahu peygamber'i reddetsek nasıl müslüman kalacağız? 

ama kafa almıyor. allah, peygamber a.s'a "kur'an ile öğüt ver" buyuruyor, allah, peygamber a.s'a "sen dediklerimizi dememiş, demediğimizi demiş gibi anlatsan, sol kolundan yakalar, şah damarını keser parçalardık" buyuruyor, bizimkiler hala namazın hükmünü allah koydu, içeriğini peygamber a.s doldurdu zannediyor. abi bu ne sakat bakış açısı? sen kur'an okumuyorsan, daha çook mızmızlanırsın "kur'an'da namazın kılınışı yok" diye.

peygamber a.s, kur'an hükümlerinin ilk uygulayıcısıdır. fakat, kafasından hüküm koyamaz, koymamıştır da. o (s.a.v) gelen hükümleri iletmek, uygulamak, anlatmakla görevli idi. kendisinin kur'an dışında hiçbir sözü ve uygulaması yoktur. bunu bize söyleyen, yine kur'an-ı kerim'dir.

geçmiş milletler, ümmetler, kitaplarını bozdukları, hüküm ve ayetleri gizledikleri, yaşamlarını ayetlere değil de, ayetleri yaşamlarına uydurmaya çalıştıkları için, ayetleri gizledikleri, kafalarına göre yorumladıkları için helake uğradılar. 

efendiler! allah, kur'an'ı tanımlarken; "apaçık, noksansız, mübin" gibi kelimeler kullanıyor. allah'ın "eksiksizdir" dediği kitaba, peygamber nasıl güncelleme getirebilir? nasıl olur da peygamberimi şu duruma sokma cüretini gösterirsiniz? eğer allah bir şey hakkında hüküm vermişse, o konuda peygamberler dahil hiç kimse aksi yönde şey söyleme selahiyetine sahip değildir. allah bize "bu kitaptan sorumlu" olduğumuzu söylüyor, kütüb-ü sitte'den, buhari'den değil. topyekün hadisler reddedilsin diyen yok. ama hadis adı altında "musa azrail'e tokat attı, azrail'in gözü çıktı. peygamber namaz kılarken önünden geçen çocuğa beddua etti" gibi abuk sabuk sözlere itibar falan edemem. kimse kusura bakmasın. ya da baksın farketmez. benim peygamberim, kur'an'da anlatıldığı gibidir. şunun bunun peygamber tanımına ihtiyacım yok. allah kur'an'da hazret-i muhammed aleyhissalatu vessellem'i öyle net, öyle kuşkuya mahal kalmayacak şekilde öğretiyor ki bize, biz "peygamber okuma yazma bilmezmiş" diye ağlamıyoruz mesela. biz biliyoruz ki, hazret-i peygamber uçmuyor, kaçmıyor, dine mugayir sözler etmiyor, cihadın zirvesini yaşıyor, canıyla, malıyla cihad ediyor, öğüt verirken de kur'an'dan öğüt veriyordu. yarın mahşerde yüzüne nasıl bakacaksınız bilmiyorum. peygamber a.s, kendisine hadis kisvesi altında atılan iftiralardan münezzehtir. kuşkusuz söylediği sözler, yaptığı eylemler vardır, örnek almamız kaçınılmaz. fakat peygamber a.s, kafasından hüküm falan koymamıştır. 

hatırlayın mücadele suresi'ni. kocası kendisine zıhar ettiği için peygamber ile tartışan kadını. ortada ayet yok daha tartışma sürerken. ee, niye peygamber kafasından hüküm vermedi? neden ayet ve hüküm bekledi? niye kardeşim? peygamber değil mi? neden hüküm vermiyor? vermiyor, çünkü o(s.a.v) neyin ne olduğunu çok net biliyor. o kadar iyi biliyor ki "haram ve helal belirleyici, hüküm koyucu yegane merciinin allah olduğunu" kendisi buna yeltenmiyor. yukarıdaki "şah damarını keser parçalardık" ayeti varken, siz peygamber a.s'dan ne bekliyorsunuz? allah'a rağmen kurallar koymasını mı? vallahi siz peygamber'e haksızlık ediyorsunuz. 

bu saatten sonra yeni peygamber gelmeyecek, kapandı o kapı. yani? bu ümmet son ümmet. helak olduktan sonra yeni peygamber gelmeyecek. bundan sonrası ahiret yurdu. zamanını elbette sadece allah bilir. hoş, "neredeyse kendimden bile zamanını gizli tutacağım/ gizleyeceğim" ayetine rağmen siz peygamberimize "kıyamet bir cuma günü, akşam namazından sonra kopacak" dedirttiniz. bırakın peygamber kıyaslamayı artık. utanmadan arlanmadan, "o peygamber şundan üstün, bu peygamber berikinden evla" diyorsunuz. bahsettikleriniz ahmet mehmet ağa değil, peygamber. biraz saygı, çokça izana davet ediyorum hepinizi.

en baştaki eleştirimi yineliyor ve kendimi iğneliyorum. sırf hurafe duyacağım diye cuma'ya uzunca bir süredir gitmemek benim ayıbımdır. ben bunu ikrar ediyorum. kulaklarımı duymamaya alıştıracağım. bunun yolunu bulacağım inşallah. hadi şimdi mesaj atın bana, kur'an'ın hiçbir yerinde geçmemesine rağmen peygamberimize verdirttiğiniz o hadisten yola çıkarak "3 cuma'ya gitmeyenin kalbi mühürlenir." "allah kur'an'a koymayı unuttu" demeye geliyor bu hadis diye yutturulmaya çalışılan şey ya, hadi bakalım. böyle mutlusunuz maşallah.

11 Şub 2016

DÜŞÜNCE EĞİTİMİ VERMEYİ BECEREMEDİK

Sosyal medyada sıkça rastladığım , islamcılar ve müslümanlar üzerinden yaptığı çıkarımlarla ateist olmak için nedenler üreten ergenler , içimi acıtır. Lakin müslümanların yerlerde sürünen başlarındaki akılsızlık içimi daha çok acıtıyor ve ateist özentili ergenlere kendimi daha yakın hissediyorum. Hayır ! diyen bir zihin daha sıcak geliyor bana her şeye rağmen. Çünkü kafasında soru işareti olan kişi cevap arar ama kafasında noktalama işareti bile olmayan kafa sallamacı güya müslüman tipolojinin derdine deva yok. 
Yazdım ya geçen dinden çıkmaktan başak çare yok bu kafadan kurtulmak için. Saçmaladığının farkında bile olmamak ahmaklığına düçar olan bir bünyeye ne kelam ne selam işler. 
Aşağıda Yusuf süresinin son ayetleri var. Dikkatle okuyalım . Bu ayetler bugün bize bir şey söylüyor mu bakalım . Akıllarını kulanmayacaklar mı hitabına maruz kalan Mekkeli müşrikler mi sadece ? Peygamberin yolu neymiş ve peygamberin niteliği ? Bugün biz şirke batık mıyız değil miyiz ? Allah'tan başka varlıklara(kişilere) tanrısallık yüklüyor muyuz yüklemiyor muyuz ? Aklımızı kullanıyor muyuz yoksa kullanmıyor muyuz ? (İçim şişti resmen Ebubekri Sifil ve Cüppeli isimlerini aynı günde arka arkaya görünce. Bir Seyda Muhammed Konevi eksikti o da geldi )

106- Ve onların çoğu başka varlıklara da tanrısal nitelikler yakıştırmaksızın Allah'a inanmazlar.
107- Peki, bunlar Allah'ın cezalandırıcı azabı olarak kuşatıcı bir örtünün kendilerini sarmasından ve Son Saat'in onlar (yaklaştığının) farkında değilken ansızın gelip çatmasından büsbütün güvencede mi görüyorlar kendilerini?
108- De ki: "Budur benim yolum: akla uygun, bilinç ve duyarlıkla donanmış bir kavrayışa dayanarak (hepinizi) Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar (aynı çağrıyı yapıyoruz)". Ve (yine de ki:) "Allah kudret ve azametiyle her türlü eksikliğin üstündedir, ötesindedir. Ve ben O'ndan başka varlıklara tanrılık yakıştıran kimselerden değilim!"
109- Ve Biz senden önce de (elçilerimiz olarak) her topluma (kendi içlerinden, onlara mesajlarımızı ulaştırmak üzere) kendilerine vahyettiğimiz (ölümlü) adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce gelip geçen (inkarcı)ların sonlarının nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Ve (bilmiyorlar mı ki,) Allah'a karşı sorumululuk bilinci taşıyan kimseler için ahiret yurdu (bu dünyadan) daha tercihe şayandır? Öyleyse artık akıllarını kullanmayacaklar mı?
110- (Önceki elçilerimizin hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğramışlardır;) nihayet bu elçiler neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada Bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır (hakkı inkar edenleri ise yok etmişizdir): çünkü azabımız günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilemez.
111- Gerçek şu ki, bu insanların kıssalarında kendilerine kavrayış yeteneği verilmiş kimseler için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır. (Vahye gelince,) o hiçbir şekilde (insan tarafından) uydurulmuş bir söz olamaz: tersine, o, kendisinden önceki vahiylerden doğru ve gerçek adına ne kalmışsa doğrulayan ve inanmak isteyen insanlara her şeyi açık seçik bir biçimde dile getiren, hidayet ve rahmet (bahşeden ilahi bir metin)dir.

"......................................
9. Hariciye Koğuşu'nda “Ameliyat masasında korkmaktan korkuyorum” şeklinde beni çok etkileyen enfes bir cümle var. İslamcı bir ünlü, “ne saçma bir duygu!” diye yazdı. Ve ben hayrete değil, dehşete düştüm. Nasıl oluyor da bu kadar farklı ve irtibatsız olabiliyoruz?
Hangi tarlalardan neler seçip aldık, onları nasıl kullandık, bütünlüğümüzü kurmayı ne ölçüde başarabildik? Düşünce cehaleti bilgi cehaletinden çok daha dramatiktir.
Bugün hangi noktadayız? Âhenkli bir kavramlar düzeninde değil, bir kavramlar curcunası içindeyiz. Karşımızda bir sürü devâsa mesele var, ama bunları çözecek fikrî birikimimiz yok, sadece gerginlikler ve kutuplaşmalar var. Gelişmiş demokrasiye hâlâ hasretiz.(ZAMAN,Ahmet Selim) "

4 Şub 2016

1994 YAZINDAN AKILDA KALANLAR

*bu başlığı ekşide gördüğüm p.tesi gününden beri 1994 yazının hatıralarından kendimi kurtarıp blogta yazma gücünü kendimde bulamadım. üç gündür mecnun gibi dolanıyorum etrafta. şoku üstümden atamadım. 94 yazından akılda kalanlar cümlesinin bende yarattığı duyguları ifade edebilmem çok çok zor. çünkü o anıların tam ortasında bugün yaşamayan bir dostun yüzü duruyor,daima gülümseyen yüzü . ne yazabileceğim konusunda da bir fikrim yok. blog yazılarım savruk zaten bu yazım savrukluğun zirvesi olabilir*


1994 yazı benim için  , ağlama hissi ile gelen bir neşe hali demek özetle.Geçmiş günleri düşündüğümde her zaman kendimi 1994 yazında bulurum istemsiz olarak. Pek çok hatıranın arasından geçip 1994 yazının ağustos ayının yıldızlı gecesinde üç arkadaş yürürken bulurum kendimi.  Kişisel tarihimin miladıdır 1994 yazı. 94 yazı öncesi 94 yazı sonrası olarak ikiye ayırılır hayatım. Bana tekrar şansı verilse hiç düşünmeden 1994 yılının nisanından ekim ayına kadar olan hayatımı yaşarım. Hatta bir daha şans verilse gene aynı dönemi yaşamayı seçerim. Bir daha bir daha ve bir daha...

Bir tırtılın kozadan kelebek olarak çıkması, abdullahın oğlu olarak hiraya çıkan muhammedin peygamber muhammed olarak inmesi gibi bir değişim , dönüşüm, başkalaşım demek benim için 1994 yazı. Bazan düşünüyorum da sanki 94 yazı hiç bitmemiş ben o yazın devam eden tekrar eden versiyonlarını yaşıyorum.

1994 yazı dost demek, kadın demek, kimlik demek, kişilik demek, kendini bulmak demek, aşk demek, sohbet demek, başarı demek, paylaşmak demek, yürümek yürümek dostlarla dostluklara, bitimsiz hazlarla örülen sohbetlere kavuşmak demek. 

Sadece bu yazıyı bıraksam blogta başkada hiçbir şey yazmasam , bu blog yazarı 94 yazını yaşadı ve anlattı diye not düşsem yeter benim için.

"her şey işte böyle oldu önce"  diyor ya Cemal Süreya benim içinde işte her şey böyle başladı. 

İlk önce 5 nisan 1994 tarihinde Kurt Cobain av tüfeğiyle kafasını patlattı. O tüfekten çıkan saçmalar sadece rahmetli Kurt'un kafasını değil temelsiz sanrılarla beynini felç eden ve tek düşüncesi intihar etme modelleri üzerinde kafa yormak olan benim zihnimi de parçaladı. Kendime söylediğim yalanlar "I hate myself and I want to die " cümlesinin altında ezildi gitti. 

Ve muhteşem 1994 yılının bitimsiz yazı başladı.

Sonra ev telefonundan bir arkadaşımı aradım nasılsın dedim. Görüşebilir miyiz ?

Eğer o arkadaş o akşam " ulan ibine kaç senedir ne aradığın var ne sorduğun ne görüşecem seninle " deseydi ne olurdu hiç bilmiyorum.

Yürümekle ilgili bir kaç yazım var ya işte hayatımın en keyifli yürüyüşlerini hem de gece vakti o yaz yaptım. Sevgiliye doğru sevgiliden beri yürüyen bilir ne demek istediğimi. 

O yaz sanki benim için özel ayarlanmış gibiydi o kadar çok insanı o yaz iki çerkes köyünde bir daha bir araya getirmek mümkün olmadı çünkü. Üç dostu bile.

Çocukluktan tanıdığım (doğal olarak aynı köylüyüz) okulda bizden bir üst sınıfta olan eskiden pek hoşlanmadığım o muhteşem insanı o yaz yeniden keşfettim ve öldüğü 2013 yılına kadar da ( o sene ne kadar çok kişiyi kaybettim ) sımsıkı dostluğumuz devam etti. Biz üç kafadar sıkı dostlar filminin kahramanlarıydık artık. Kadim dost derdik ona aramızda.

Ne kadar özlüyorum O'nu sesi kulaklarımda çınlıyor şu an. 

94 yazı bir anlamda da affetmek affedilmek bağrına basılmak demek. Yunus Emre tekkeden kaçar ya sonra anlar yaptığı hatayı aylar yıllar sonra tekkeye döner fakat yüzü yoktur şeyhinin karşısına çıkmaya . Şeyhin gözleri görmemektedir artık ve şeyhin hanımı Yunus'a der ya , şeyh her sabah abdest almak için odadan çıkar kapının eşiğine yat ayağı sana takılacak " bu kim " diyecek ben de " yunus " diyeceğim "hangi yunus" derse bil ki kalbinden çıkmışsın hiç konuşmadan çık git yok " bizim yunus mu " derse bil ki kalbinden çıkmamışsın ellerine yapış ve af dile .(bu sahneyi ne zaman izlesem ağlarım)

İşte ben de tekkeden kaçan Yunus gibiydim ve dostlarım beni hiç unutmamışlar ve beni bağırlarına bastılar o yaz. Beni hiç incitmediler.(oysa ben neler neler yapmıştım onlara)

Minnettarlık demek 94 yazı işte. Yaşadığına ve yaşatıldığına minnettarlık.. 

1 Şub 2016

KURAN,FAİZ,EKONOMİ,MERKEZ BANKASI,PARA VE MÜSLÜMAN

prof.dr.mete gündoğan(havuz sisteminin mucidi refah-yol hükümetinin danışmanı)

Bu hafta sonu "Kuranla yüzleşme " programının konuğu bu arkadaş idi. Kuran ve faiz başlığı altında yaklaşık iki saat süren bu programı tekrarları ile üç kez seyrettim. 


Fakültede okuduğum iktisat dersleri dışında iktisattan anlamam. Merkez Bankası ile Hazine arasındaki farkı sorsan söyleyemem. Fakat bir müslüman olarak faizden kaçınmak boynumun borcu. Benim için hassas bir konu. Hocadan bir şeyler öğrenebilmek için dikkatle izledim. Peki bir şeyler öğrenebildim mi ? Bilakis kafam daha da çok karıştı. 

Hocanın temel bir saptaması var; borca dayalı para sistemi ve kısmi rezerv sistemi faizin temel sebebi.

Merkez Bankası parayı basıyor ve bastığı parayı borç olarak bankalara veriyor , bankalarda bu parayı tüketicilere yani bizlere kredi olarak veriyor. Sorun burada diyor hoca ,Merkez Bankası neden faizli borç olarak verir bu parayı bankalara. Hoca ne Merkez Bankası ne de bankalar faizli kredi vermekten vazgeçtiği an mesele çözülür diyor. Yoksa bu sistem içinde cebinde para taşıyan herkes faize bulaşmıştır diye ekliyor. 

2014 yılı için Merkez Bankasının ürettiği para 110 milyar TL,bankaların kullandırdığı kredi ise 1 trilyon 400 milyar TL . Bankalar olmayan bir parayı kullanıyor diyor ve haksız kazanç elde ediyor.

Yani diyor hoca piyasadaki paraya olan ihtiyaç ile basılan para arasında 13 kat fark var. Bu haksızlık ve zulüm diyor hoca ve olması gereken ise üretilen mal ve hizmetler karşılığı miktarda piyasada para bulunmasıdır diyor.

Hükümet Merkez Bankası ile ilgili yasayı değiştiricek ve bu faiz sistemi tepeden çözülmüş olacak diyor.

Doğal olarak hiçbir borçlu faiz ödemek istemez. Peki faiz niye var ? 

Ben bu programdan  bu sorunun cevabını öğrenemedim. Faiz lobisi yüzünden devletler Merkez Bankalarına mahkum hale gelmiş diyorlar da bu safsata gibi geliyor bana. 

Temel soru da şu vatandaş kredi ihtiyacını nasıl karşılayacak ?

Hoca diyor ki devlet verecek parayı doğrudan vatandaşa !

Bunun içini doldurmadı hoca nasıl bir sistem ile gerçekleşecek bu belli değil. Herkesin maaş hesabı olacak ta devlet doğrudan bu hesaplara para aktaracak gibi bir şey anladım hocanın dediklerinden. (Haydar Baş'ın milli ekonomi modelinden ne farkı var pek de anlamadım )

Peki bu para karşılıksız olacak nasıl bilançolaştırılacak onu anlamadım. (amma çok şey anlamamışım)

Hoca asgari ücrete de karşı minimum ücret olamalı diyor yani bir ailenin geçinmesi için ne kadar para gerekli ise o kadar olmalı diyor en az ücret.

Peki diyor sunucu hazır para alan adam neden çalışsın ? Mesela diyor hoca adam bin lira alıyorsa ücret ikibin lira olacak adam da oturup bin lira alacağıma çalışayım da ikibin lira alayım diyecek. 

Peki diyor sunucu ; Merkeze Bankası o kadar para üretirse enflasyon olur diyorlar.

Hoca yok canım öyle şey olur mu dedi faiz lobisinin bizi inandırdığı yalan bu dedi.

Sunucu tekrar soruyor ,hocam para basma yetkisini Merkez Bankasından alıp hükümetlere devredersek hükümetler bunu istismar eder diyorlar.

Elcevap; hükümet mizana göre hareket edecek dengeyi bozmayacak (elindeki kağıdı ekrana tutuyor para ve mal çevrimini gösteren , bunun adı mizan)

Buraya kadar faizin kötü olduğunu anladık.(faize iyi diyen yok zaten)

Peki çözüm ne ? (buradan sonra hocanın dedikleri Haydar Baş'a rahmet okutur)

Merkez Bankası ile ilgili kanunun değiştirilmesi gerektiğini ve borca dayalı para sisteminin terk edilmesi gerektiğini yukarıda anlattık , anlaşıldı sanırım.Bunu geçiyorum.

Devlet vatandaşa parayı doğrudan veriyor ve herkese minimum ücret ödüyor.

Para basma yetkisi olan devlet neden vergi topluyor bunu anlamıyorum dedi.

Bir insan parası yok diye neden sistem dışına itilsin ki onun yaşamaya hakkı yok mu dedi.

Bunları söylerken sakın komünist olalım diyorum gibi bir sonuç çıkmasın tamamen serbest piyasayı savunuyorum dedi.

Esnaf vergi ve para kazanma baskısı altında eziliyor şöyle dükkanı kapatayım da bir ay kafa dinleyim diyemiyor dedi.

Bir insan ev ve araba almak için bir ömür niye çalışsın bu zulüm böyle yaşamak mı olur adam evini aldıktan on sene sonra neden ölsün ki dedi. On sene yaşamak için mi hayatımızı harcıyoruz. 

Eğer faizi kaldırırsak ülke bir anda bolluğu kavuşur ve herkes zenginleşir dedi.

Yukarıdaki gibi kulağa çok hoş gelen temennileri sıraladı.

Dediğim gibi ben iktisattan anlamam da kafam biraz basıyor ;

Hocam devlet para basıyor ve dağıtıyor ve vergi toplamıyor bu ülke nasıl ayakta kalacak ?

Ben sürekli çek kesiyorum (para basıyorum ) bütün ödemelerimi çekle yapıyorum çeki kabul edenler bunun bir karşılığı olduğunu varsayarak alıyorlar benden . Kestiğim çeklerin karşılığı olmadığını öğrendikleri andan (değersiz bir kağıt parçası) itibaren bir daha benden çek kabul etmezler değil mi ? 

Peki devlet neyin karşılığı olarak basacak bu parayı ? Sonsuza kadar para mı basacak ? bu kadar likidite evet enflasyona sebep olmaz mı ? Olmuyorsa nasıl olmuyor ? Bu kadar bollaşan bir şey nasıl değersizleşmez ?

Bu bana sürekli enerji üreteceği varsayılan erke dönergecini hatırlattı. Komünizm niye çöktü o zaman ? 

Bir de şunu dedi hoca ;planlı eskitme uygulanıyormuş üretilen mallar belli bir süre dayanacak şekilde imal ediliyormuş bu şeklide sürekli tüketmek zorunda kalıyormuşuz . 

Valla bu cahil aklımla hocanın anlattığı şeylerin çoğu aklıma yatmadı. Sadece Merkez Bankaları neden faizli borç olarak bankalara parayı veriyor orasını ben de anlamadım !? 

Ezcümle hocanın anlattıkları Haydar Baş seçim beyannamesinden farksız . 

Müslümanların gerçekten faizsiz bir ekonomik model üretip bunu uygulamaya sokmaları gerek benim bildiğim bu abicim. Ben Merkez Bankası Hazine anlamam, Müslümanlar tarih boyunca faizsiz bir model üretebildiler mi ? Ben ona bakarım . Faizsiz bir ekonomik model çalışması yapıldı mı ? Beni bu ilgilendirir. Para vakıfları düpedüz faizci bir düzendi kendimizi kandırmayalım.

Faizci kapitalist bir sistemde yaşayıp faiz haram demek boş beleş geliyor bana..Müslüman bir tüccar ya da kişisi kredi ihtiyacı olduğunda bunu faiz ödemek zorunda kalmadan elde edebiliyor mu edemiyor mu ? Bunun sisteminin kurulması gerekir. Karzı hasen ayetlerini gösterip müslüman kardeşin ihtiyacı olduğunda ona borç vermeyen şudur budur demek meseleyi çözmüyor. İnsanların ahlaki düzeyleri baz alınarak bir sistem inşaa edemeyiz.  Kapitalizme bok atarak iyi müslüman olamayız.

Müslümanlar bence hicri 3.yy da kalmışlar bütün modellemelerimiz o asra ait. 

Düşünce üretmiyoruz abicim müslümanlar olarak proaktf değil reaktifiz beş asırdır. Kürsüden faiz haram demek bir şey ifade etmiyor bugün. 

Devlet para basıp dağıtacak ne güzel !? Bu kadar basit olsaydı Haydar Baş nobel iktisat ödülünü kimseye kaptırmazdı gibi geliyor bana. 

Bu mesele çok su götürür lakn benim o kadar suyum yok. İslamda o yok bu yok gerçek islam bu değil demekten başka ne yapıyoruz allasen müslümanlar olarak. Biraz akıl ve düşünce diyorum hocam. Müslümanlar asrı saadet rüyasından uyanamamış gibiler on asırdır.Sanki öyle yani.

Not: Gerçekten merak ediyorum bu işlerden anlayan varsa bir zahmet bu yazdıklarıma bir açıklama getirsin. Hocanın söylediklerinde bir hakikat payı var mı , böyle bir sistem mümkün olur mu ? Gerçekten faiz lobisi bizi ketempereye mi getiriyor ? Yoksa bu abi mi duygularımızla oynuyor ? Devlet para basıp dağıtacakmış öf yaa bu mu yani çözüm diye yumurtladığın hocam.