8 Ara 2011

MAHKEMELER NE İŞE YARAR YA DA YARAMALI (HAKİM YA DA MAHKEME FARKI)


Amerikan filmlerinden hatırlarsınız Mahkeme filmlerinde duruşma öncesi davanın ismi ve yargıcın ismi okunur. Ben Texas dallas aile mahkemesinden bir boşanma kararı tenfiz etmiştimde (bu kararı gösterdiğiniz herkes bunun bir mahkeme kararı olduğunu anlar bence anlamasa bile bunun ferman gibi bir şey olduğunu söyler size. Tam 28 sayfaydı karar. Filigranlı özel kağıda yazılmış kararın sonunda kararı veren hakimin ismi ve bu kararın ona ait olduğunu belirten bir yazı ve gayet nizami bir imza ve tereddüde yer bırakmayacak bir mühür ve soğuk damga. İnsanın uyası geliyor. ) o kararı okuyunca bunun bir mahkeme kararı değil bir yargıç kararı olduğunu görüyorsunuz. Bizde asıl olan mahkemelerin tüzel kişiliğidir bu tüzel kişilikten hakimler gelir geçer ve kararların sonunda isimleri değil numaraları yazar ve uyduruk bir imza ve uyduruk bir mühür ve A4 kağıdı. Amerikada asıl olan ve olması gerektiği gibi olan mahkeme değil hakim yargılamasıdır. Na fark var diyeceksiniz ? Ne fark mı var gece ile gündüz kadar fark var.


Birinde asıl süjet insan olan yargıçtır diğerinde ise kurum olan mahkemedir. Bu da iki yargı sistemi arasında derin bir fark yaratır. Birinde kararlar mahkemeye aittir diğerinde yargıca. Yani bizim yargı sisteminde yargıç ameledir amerikada yargıç adaletin ve sistemin kendisidir. Bir zamanlar bizde de öyleydi sonra ne olduysa oldu..

O yüzden bizim mahkemeler adalet dağıtamaz zira noter gibi çalışırlar. Adalet dağıtamayacaksa ya da dağıtmayacaksa Mahkemeler niye var. Bilirkişi raporlarını tasdik etmek ve devletin yüce şahsiyetini korumak için sanırım adalet bu işe yarıyor bu ülkede.

Çok mu idealistim ne , kaç para alıyorlar ona bak sen.. (Hakim olsana beş bin lira maaş alıyorlar rahat edersin :-))) kafa bu işte.

Bireye dayalı toplum ile itaat kültürüne dayalı toplum farkı herhalde bunu belirleyen.

Ya tutarsa demiş hoca nasreddin ya tutarsa.

BÖYLE HALK OTOBÜSÜ DE GÖRMEMİŞTİM

Tarih 7 Aralık 2011.Yeni Bosnadan bakırköye gelmek için bir otobüse bindim. Gayet alışıldık şekilde ilerledim ve haciz dönüşü yorgunluğu içinde kendi havamda arka tarafta dikildim. Sonradan kulağıma bir müzik sesi gelmeye başladı algılayamadım baştan , sonra dikkatimi yoğunlaştırdım ve müziğin sesine kulak kabarttım ,gayet hoş bir keman sesine karışan diğer enstrümanlarında eşlik ettiği nefis bir melodi usul usul tavandaki hoparlörlerden mekana yayılıyor. İstanbul'da ilk defa böyle bir olaya şahit olmanın şaşkınlığı içinde bütün duyularımı açarak otobüse pür dikkat kesildim. Pırıl pırıl ve gıcır gıcır bir otobüs kalabalık olmasına rağmen havası rahatlıkla solunabilir ve o bildik halk otobüsü kokusundan eser yok ve nazik mi nazik ve sürüş kurallarına riayet eden bir şöför.

Böyle otobüslerin ve şöförlerin artması temennisiyle 89i Kocasinan -bakırköy hattının bu güzide otobüsünü ve şöförünü buradan tebrik ediyorum.

Harikasın kaptan..

2 Ara 2011

ÇOCUKLUĞUMUN OYUNLARI

Ben 70 li yıllarda çocuk 80 li yıllarda genç oldum. O zamanlar cep telefonu bilgisayar felan olmadığından normal olarak sokaklarda oynardık ki zaten köyde büyüdüm her yer sokaktı o zamanlar şehirlerde de sokaklarda oynardı çocuklar ya da arsalarda. O zamanlar oynadığımız oyunlar geldi aklıma.


1-SEK SEK .
Kızlar arasında çok popülerdi.Komşu kızımız Ayten sek sek ustasıydı arada ben de takılırdım onlarla ama Aytenle oynamak imkansızdı. Şimdilerde parklarda bazı çocukları oynarken görüyorum görüyorum da ne kiremitleri var ne tebeşirleri ne de rahatça oynayabilecek alanları.Denge ve koordinasyon açısından çok faydalıdır bu oyun.Kiremiti her kareye ata ata ilerlersin.çizgiye basmak yok yere diğer ayağını koymak yok.

 
2-MİSKET(BİLYE-CİLLE)


Biz erkekler arasında futboldan sonra (ki biz top derdik)en popüler oyundu. Özellikle kışın nalbant dediğimiz yerde bütün gün misket oynardık. Bizim köyde en popüler olan 36 dediğimiz türdü. Burda yere yumruğumuz büyüklüğünde bir çukur açılır (o çukur nalbantta hep vardı) ve çukura belli bir mesafeden atış yapılır ve çukura ilk giren oyuna başlardı.Burda amaç diğer oyuncunun misketine sırayla üç atışı isabet ettirip tekrar çukura girmek çukurdan tekrar diğer oyuncunun misketine atış yapıp 36 sayısına ulaşana kadar oyuna devam etmekti. Her vuruş 3 puan değerindeydi. Eğer yutmacalı oynanıyorsa kazanan diğer oyuncunun misketini alırdı. Baş,karış ve çukur diğer oyun şekilleriydi. Bunların hepsi yutmacalıydı kaybeden misketi de kaybederdi.

3- DAMA

Köy meydanındaki çeşmenin üstüne (ki upuzun bir çeşmeydi) beton zemine kazınmış bir dama tahtası vardı. Gazoz kapaklarından pul yapıp dama oynardık.

Çocukluğumda gazoz kapakları değerliydi ve hepimiz kapak biriktirirdik. Ayrıca gazoz kapaklarıyla oynadığımız oyunlar vardı.

4-BEŞ TAŞ

El çabukluğu gerektiren bir oyundur.Eldeki taşı havaya atıp yerdeki taşları birer ikişer üçer almaya çalışırsın.

5-ÜÇ TAŞ

Bu oyunu da çok oynardık.Dörde bölünmüş bir kare çizilir yere ya da başka bir zemine ve sırayla çizgilerin kesişme noktalarına taşları yerleştirirsin. Üçlü sırayı tamamlayan oyunu kazanır.

6-KAĞIT OYUNLARI

Kahvelerin çöpe atılan oyun destelerini toplar ve bir sürü kağıt oyunu oynardık. Özellikle çobana gittiğimizde işe yararlardı. 51,pis yedili,tost,pişti,dosta kazık vs.

7-SAKLANBAÇ

Köyde bu oyunu oynamak çok zevkliydi. Mekan çok geniş ve saklanacak çok yer vardı.Kızlı erkekli özellikle ikindi sonrası sıkça oynardık.

8-KÖŞE KAPMACA

Evde takıldığımız zamanlarda oynadığımız oynarken müthiş keyif veren bir oyundur. Gülümsedim hatırlayınca şimdi.Nalbantta da oynardık kışın.

9-EVCİLİK

Bu oyunum şeherli çocuklar oynamışlar mıdır bilmiyorum ama ben çok sık oynardım bunu. Mahallenin kızlarıyla aram çok iyiydi ve bizim samanlıkta basılana kadar çok sık oynadığımı hatırlıyorum. Normalde oyu oynarken erkek ya da kız olduğumuzu pek farketmezdik ama evcilik oyununda tamamen durum değişir anne ve baba olurduk ve cinsiyetimizin ayırdına varırdık. Allahım ne günlerdi yaa...:-))))

10-MENDİL KAPMACA

Bu oyunu genelde okulda oynardık ve sınıflar arası çetin müsabakalar olurdu.Herkes biliyor bu oyunu anlatmama gerek yok. TRT bu oyunu İstanbul'da okullar arasında turnuva şeklinde organize ediyor ve canlı yayınlıyor bu arada öyle bir kamu hizmeti de yapayım.

11-KÖREBE

Bunu da okulda oynardık.

12-YAKAN TOP

Bu oyun iki grup arasında oynanırdı.Bunu da genelde okulda oynardık ama okul dışında da oynadığımız çok olurdu. Havasına girince çok zevkli bir oyundur. Hele ortadaki attığınız topları sürekli yakalıyorsa sinir harbine dönüşür ve keyfi katlanır.

Oyun çocuk hayatında çok önemli test manyağı yaptığımız yavrularımızı daha çok oyun saati ve alanı ile yaşama katmamzıın elzem olduğunu düşünüyorum. Çocuk hayatı oynayarak öğrenir test çözerek değil.








DE BONO (ÇOCUKLAR SORUN ÇÖZÜYOR)

1-Eğitimin yaratıcılığı nasıl zedelediğini ortaya çıkartan çalışmalar yapmıştır. eğitim danışmanlığı merkezinde yürüttüğü bir tasarım projesi sırasında dünyanın değişik ülkelerinden 4-12 yaş arası çocuklara çizdirdikleri resimleri çocuklar sorun çözüyor adlı kitabında toplamıştır. kitapta çocuklara 5 sorun verilmiş, soruna buldukları çözümü resimlerle ifade etmeleri istenmiş ve çözüm yollarının yaratıcılığı analiz edilmiştir.

kedi ve köpeğin kavga etmesini engelleyin, köpeğin postacıyı ısırmasını engelleyin, bir fili nasıl tartarsınız, bir uzay aracı dizayn edin ve uyku problemi olan bir insanın uyumasını nasıl sağlarsınız sorularına çocukların bulduğu çözümlerin yüksek maliyetli olmasına karşın çok zekice ve pratik olmasını inceleyerek, eğitildikçe insan beyninin yaratıcılıktan uzaklaştığını, okul sisteminin ezberci eğitime yönlendirip insanın beyin kapasitesinin gittikçe daha az bir bölümünü kullanmasına neden olduğunu tartışır.

2-"mantıklılığın sınırları deneyimlerimiz tarafından çizilmiştir. bu sınırlar içinde kaldıkça değişim yapmanız mümkün olmaz. aykırı düşünün. fikirlerinizi kışkırtın. kışkırtıp orijinal şeyler yaratın. orijinal fikirler siz onları kışkırtmadıkça ortaya çıkmaz."

3-"sokrat, eflatun ve aristo dan olusan uclu cete nin kati kurallari, tum dunyada isadamlarinin dusunme bicimine hukmediyor. bu, sadece dogru ve yanlis uzerine odaklanan ve tamamiyla modasi geçmis bir dusünme bicimi.'"

Ben boşuna eğitime karşı değilim arkadaş(bugünkü eğitim sisitemine) Resmen aptal yetiştirmek üzere tasarlanmış bir sistem. Off bu çok mühim bir mevzuu çook . Çocuklarımız söz konusu.Okuldan kaçan çocuk bizim için bir umuttur.

ALTI ŞAPKALI DÜŞÜNME TEKNİĞİ

De Bono'nun bu kitabını yeni bitirdim. De Bono özetle düşünme sürecinde altı farklı şapka takarak ortadaki soruna çok daha kalıcı , akılcı ve pratik çözümler getirebileceğimizi savunuyor.

Yazar , yaşımız ilerledikçe sorunlara iki boyutlu bakma alışkanlığı kazandığımızı ama çözümlerin bu bakış açımızı değişitirerek ve farklı rollere (farklı renkteki şapkaları giydiğimizi ve o rengin temsil etiği kişiliğe büründüğümüzü hayal ederek) girerek çok daha kolayca halledebileceğimizi açıklıyor.

Düşünür olduğunuzu hayal edin diyor De Bono bir süre sonra vucut kimyanız bile değişecek ve bir düşünür gibi davranacaksınız. Düşünen adam heykelindeki pozisyonu alın ve düşünür olduğunuzu hayal edin bu kadar basit diyor yazar. Yazar bize yepyeni bir düşünme tekniği öneriyor ve "aynı çukuru daha derin kazarak yeni bir çukur elde edemezsiniz" diyor.

Özellikle grup çalışmalarında çok yararlı olacağını düşünüyorum (ben düşünmüyorum zaten öyle ve dünyada yaygın olarak kullanılıyor hatta Venezüella hükümeti zorunlu ders olarak okullarda okutuyormuş).

Bu kitabı okurken yaşadığım bazı şahsi tecrübeler aklıma geldi ve gülümsedim. Bir yakınım için bir araştırma yapmıştım bir aralar ve bu araştırmayı yaparken üniversitede çalışan bir araştırmacı rolüne bürünmüştüm ve normal hayatta yapmaya asla cesaret edemeyeceğim pek çok şey yapmıştım.

Şu anda yeşil şapkamı giymiş ve para kazanma konusunda nasıl yeni fikirler geliştirebilirim diye düşünüyorum..

İTİKATTA MATURUDİ AMELDE HANEFİYİZ VS

İlk dini eğitimi almaya başladığımda 12 yaşında kuran kursunda ilk öğrendiğimiz motto buydu. Daha sonra ki eğitim hayatım boyuncada aynı motto çoğalarak devam etti. Öylemiydik öyleydik işte büyüklerimiz öyle karar vermişti. (Herkes böyle alevi,musevi,isevi türk ingiliz felan oluyor bizim böyle olduğumuzu söylüyor birirleri ). Hatta iş o boyuttaydı ki kabir suallerinin arasına mezhebin nedir sorusu da eklenmişti. Dört hak mezhep vardı ötekiler şuydu buydu biz en iyisiydik bizim mezhep imamımız en yakışıklı en zeki oğlandı,fiyakalıydık yani.

Lise son ben hayatı sorgulamaya kendimi sorgulamaya ve inançlarımı sorgulamaya başladım.(Bu o kadar zor bir süreç ki Hayri Kırbaş hocanın deyimiyle insanın göbeği çatlıyor.Kalıpları kırmak,ön yargılardan kurtulmak çok zor meseleler) O yaşa kadar getirdiğim ne kadar gelenek inanç varsa hepsini sıfırladım. Ben anarşistim diyordum her şeye inanıyorum hiçbir şeye inanmıyorum.

Niye müslümanım?Allah ne var mı yok mu? Müslümansam niye hanefiyim?Niye türküm ? Niye çerkesim? Niye erkeğim? Kuran nedir? Hayat nedir? Evrim nedir? falan filan sorular uzayıp gider.

Ezberlediğim bütün kalıpları terkettim,namaz kılmayı bıraktım,oruç tutmayı bıraktım ,türk olmayı bıraktım,erkek olmayı bıraktım. Kitabı en baştan alıp okumaya başladım , Allahı kendi başıma aramaya koyuldum , imamı azam kimdir öbürleri kimlerdir onları öğrenmeye başladım.

Yıllarımı aldı ama bugün sahip olduğum bütün inanç ve fikirler kendi çabamın sonucudur.(0-3 yaş biliçaltı kayıtlarını işin içine katmıyorum burada sözkonusu olan formel durumlar).Bağnazlıktan kurtardım kendimi ve çok mutluyum bugün. İçimde başka dışımda başka biri değilim artık. Neye inanıyorsam onu yaşıyorum, sürekli ilerliyorum ve her günümü inşaa etmeye devam ediyorum. Farkettimki biz birbirimize zulmedip duruyoruz kraldan fazla kralcı olup yaratıcının yapmadığı istemediği şeyleri birbirimize dayatıp duruyoruz.

Şunu öğrendim ki; korkmadan yaşamayı ve fikirlerimizi birbirimizle paylaşmayı öğrendiğimizde çok mutlu ve gerçek birer insan olacağız. Herkesin kendi bireysel yolculuğunu barış ve huzur denizine varana kadar sürdürmesi taraftarıyım.

Böyle olunca ne bağnaz müslümanlar ,ne bağnaz dinsizler,ne bağnaz türkler ne de bağnaz kürtlerimiz kalacak. Hepimiz adil olmayı öğrendiğimiz ve omuz omuza yaşadığımız bir huzur iklimine sahip olacağız.

Olur muyuz ? İstersek her şey olur yeterki yola çıkalım birbirimize doğru.

Yeter ki konuşmaya başlarken sen ve ben demeyelim.

Sevişeceksek soyunmamız gerekiyor dostlar hem de çırılçıplak..

1 Ara 2011

KUANTUM ANLAR VE TANIKLIKLAR

Kuantum fiziğiyle ilgiliydim zaten 20 li yaşlardan beri sonrasında 40 lı yaşlarda düşüncesiyle de tanıştım iyi de oldu gayet mutluyum bu durumdan. Kuantum düşünceyle tanıştıktan sonra geçmiş hayatımda , anlatılan ve paylaşılan deneyimlerde , sosyal çevremde , ülkemde ve dünyada her şeyin nasıl bir kuantum doğrulamalarla dolu olduğunu müşahede ediyorum. Zaten Uzun İhsan Efendinin deyişiyle şahit olmak için gelmedik mi bu dünyaya ?? Birkaç olay paylaşmak istiyorum sizlerle.

1- Daha bugün bir avukat arkadaşım paylaştı benimle başından geçen olayı. Kendisi bir iş için gittiği Ordu-Samsun dönüşünde bir akrabasının aracıyla dönmektedir ve yolda aklından şöyle geçirir (niyeyse ayrıca) ;kaza geçirsek ama bize bir şey olmasa sonrasında kaza geçirmek nasıl bir duygu acaba diye düşünür,insan ne hisseder kazadan sonra ?. Çankırı il sınırları içinde adını hatırlayamadığım bir kasabadan geçerken bir kaza geçirirler araç sol taraftan darbe alır sol taraf dağılır ama bunların burnu bile kanamaz ve bir çekiciyle İstanbul'a dönerler. Yav diyor arkadaş tam öyle aklımdan geçirdim sonra kaza oldu diyor. ÖYle kurgularsan öyle olur dostum dedim. Sekreterde ordan atıldı,"ya mücahit bey niye benim kurguladıklarım olmuyor". Bilmem dedim belki sen de öyle kurgulamışsındır.

2-Bir arkadaşım anlattı bunu bana iki yıl önce ; eczacı bir arkadaşının dayısı varmış ,dayı hayatı boyunca ben 67 yaşında ölücem deyip durmuş. Hep öyle derdi diye anlatıyor arkadaş ve dayı 67 yaşına gelince terk-i dünya eylemiş. Eczacı arkadaşı bunun kuantumsal açıklamasını bir türlü kabul etmek istememiş ecel diye bir şey var demiş. Ama görünen köy kılavuz istemiyor.

Zannımca insanların bunu bir türlü anlayamamaları bunun bu kadar basit olması. İstiyorsun ve oluyor. İnsan bunu anlayamıyor işte.

3-Üniversiteyi kazanıp İstanbul'a geldiğim ilk yıllar Rami'de teyzemde kalıyordum. Anne tarafından akraba olan ve vahide yenge dediğim bir yakınımız da hemen alt sokakta komşumuzdu . Bunlar o yıllar bir ev almıştı(daha doğrusu kooperatife girmişlerdi taksit ödüyorlardı) ve Hamit dayım İETT de çalışyordu. Ev taksitlerini ödeyebilmek için eve ek iş alırlar , inci boncuk yaparlar çoluk çocuk çalışırlardı. Vahide yengenin ağzından düşürmediği bir lafı vardı " bir evim olduğunu görsem sonra da ölsem önemli değil. Ölmeden bir ev sahibi olayım başka bir şey istemiyorum". İki sene sonra Kartal-Uğur Mumcu'da evi aldılar. Cümbür cemaat toplanıp evi taşıdık yerleştirdik. Bir kere ziyarete gittik. Sonra hop Vahide yenge kanser oldu dediler. Bir süre hastanede yattı ,tedavi gördü eve taşındıktan yaklaşık altı ay sonrada öldü.

Ne kızlarının evlendiklerini gördü,ne torunlarını ne de evinin sefasını sürebildi. Tek isteği ev sahibi olduğunu görüp ölmekti öyle de oldu. Şimdi Hamit dayı yeni eşiyle o evde yaşıyor.

İnsan sanki bir şeye sahip olmak için bir bedel ödemesi gerektiğini düşünüyor. Ne yanılgı !

4-Bir gün amcam misafirimiz idi evde oturuyorduk. Laf lafı açtı "eğer benim oğlum evlenecek ve sen düğüne gelmeyeceksin seni silerim" dedi. Amca öyle deme dedim bişey olur gelemeyiz dedim. "İki elin kanda olsa da geleceksin ne demek ne olabilir ki ayarlarsın kendini " dedi. İçimden o an şöyle dua ettim " Allahım dedim oğlu evlendiğinde bişey olsa da düğüne gitmesem bakalım ne diyecek " diye iç geçirdim. Olacak ya o yaz sonu küçük oğlu kız kaçırdı (bizim töremizdir) ve apar topar düğün hazırlıkları yapıldı ve eylülün 17 siydi yanlış hatırlamıyorsam düğün tarihi. Ben unuttum ama bu olayı o ara ,biz harıl harıl düğün hazırlığı yapıyoruz,annemler falan İstanbul'a geldiler. Hop tam düğün akşamından bir gün önce Manisa -Somadan haber geldi teyzemin büyük oğlu ailesiyle birlikte kaza geçirdi. Ben,annem babam dayılarım teyzem apar topar Soma'ya gittik. Metinin düğün günü biz Soma Hatunköy'de kazada vefat eden kuzenimin küçük kızını defnediyorduk.

Hala aklıma geldikçe çok üzülürüm ben mi sebep oldum acaba bu kazaya diye. Duam kabul olmuştu ama ne pahasına.

Şimdilik bu kadar,aklımda daha bir kaç anı vardı ama unuttum şimdi. Aklıma geldikçe paylaşırım artık.