21 Eyl 2015

BAZI GERÇEKLER NEDEN SAKLANIR

İnsan beyni milyonlarca yıllık bir sürecin, tarihin saklandığı Holografik birLevhadır (Levh-i Mahfûz). Öyle ki, yeryüzünün bizlere dayattığı tüm o koşulların ve yaşattığı mücadelelerin, bizlerde ortaya çıkarttığı savunma stratejilerinin, davranış kalıplarının hepsinin özetini, benliğimizin karanlık kuytularında içselleştirmiş ve çoğu zaman farkında olamayacağımız bir şekilde yaşıyoruz. İlkel dürtüler veya içgüdü olarak çalışan bu mekanizmalar bizlere avantaj sağlayabilmeleri için evrimleşmiştir.
Örneğin, limbik sistem adını verdiğimiz beyin bölgesindeki ‘amigdala’ adlı sinir düğümü sert ve çetin doğa mücadelelerine karşı canlı bünyesinde tehlike anlarında kaç/saldır tepkilerini oluşturmak ve bunları kaydedebilmek için gelişmiştir.
İnsan beyni bir yandan ego duvarı inceldiğinde kendisinde ışıltılı ve derin bir huzur denizini çıkartacak potansiyele sahip iken diğer yandan da birkaç miligramlık hormonal değişim veya çok küçük bir dışsal uyaran ile dünyaya bakış açısı tamamen farklılaşacak kadar da değişkendir, zayıftır.Rahatlık alanımızdan çıktığımızda veya bu alanımıza dokunulduğunda amigdalamız da hemen uyarıldığından korkularımız harekete geçecektirAmigdalanın beynimizin en derin bölümünde yerleşmiş olması, en ilkelinden en kompleksine kadar tüm omurgalılarda bulunması, bu bölgenin daha hayatî fonksiyonları icrâ ettiğinin göstergesi.Korkularımız tetiklendiğinde veya tehlike hissettiğimizde çok daha sonraları evrimleşen, aklı işleten gelişmiş beyin bölgesinin(neo-korteks) örtülmesi, pasifize olması da bu nedenle. Limbik sistemle birlikteduygusallıkta takılı kalmamızın nedenlerinden birisidir, amigdala.
Toplumsal Amigdala
İnsanoğlunun hayvanîlikten ayrılıp bilgisini artırmaya başladığı günden beri birbiriyle mücadele etmeye, hatta savaşmaya devam etmesinin nedenlerine “Bilgi Farklılığı” da eklenmiştir. Rahatsız olmasını veya savaşmasını engelleyebilecek, “entelektüel bilgiyi işleyen”gelişmiş ön beynine rağmen,toplumsal amigdala baskın çıkmakta ve farklı kişiler, gruplar, toplumlar farklı inanç bilgisine sahip oldukları ve paylaştıkları için, ilkel güdülerinin doğrultusunda kaderi çizilen insanlar bu durumu rahatlık alanlarına müdâhale olarak algılar ve rahatsız olurlar. Çünkü orjinal bilgi, elde edilmesi rahat olan taklit bilginin bölgesini taciz etmektedir.
Toplumsal Amigdalanın vereceği tepkiyi bilen, kaderini dürtüleriyle değil de, ön beyinleriyle egolarını kontrol ederek çizen Hissiyat sahipleri de toplumların ezberlerine ya hiç dokunmamış veya yumuşak dokunuşlar yapmış, aydınlanmanın/gerçeğin bilgisini binlerce yıldır gizli mekânlarda hak edenlere (içgüdülerine karşı mücâhede eden Sabır sahiplerine) ve döneminin mecazlarıyla da halka vermiştir.
*/ Bu mecazlar halkın inandığı hikâyeleri, batıl inançları da içerebilmektedir. /*
En ufak bir karşıt-uyaranda dünyası değişen egoya kaldıramayacağı yükü Sistem yüklemez. Kişi hazır olduğunda/yandıktan sonra ise kendisine otomatik olarak yüklenmeye başlar. Bir civcivin içerisinde bulunduğu, korunduğu, beslendiği yumurtanın kabuğunu, o civcivin kendisi, kendi çabasıyla kırıp dış dünyaya çıkmadan önce, dışarıdan müdâhale ile kırarsanız, o civciv hazırlıksız yakalandığı yeni (!) yaşama adapte olamadığı için bu ortamın şartlarını kaldıramaz ve kısa sürede ölür.Yâni yeni ortamı kaldırAmaz!…
Varlık âlemindeki Rahmãn(Kimliksiz “O”nun Bilinemezliğini) ve Rahîmi(Kimliksiz “O”nun Bilinebilirliği)“esirgeyen, acıyan, bağışlayan, şefkatli (!)” gibi insanî duygularla yorumlayan; öldürdüğümüz hayvanları afiyetle ve büyük bir keyifle yerken üzülmeyip de, ölen-öldürülen-öldüren bizlere de, Sistem’de duygusallığın geçerli olmadığınıbilmeden farkındalıksız/otomatik/tepkisel olarak üzülen-sevinen-kızan; ama nötr=yorumsuz olamayan biyokimyasal fabrikalarımıza (beynimize) bazı gerçekler elbette açıkça anlatılmaz. Din, tasavvuf, bilim vs. şartlandırmalarıyla/ezberleriyle,kendimizde açığa çıkarmadığımızorijinal olmayan taklit bilgiyle de Gerçeğe ve onun yaşamına hazır olamayız.
Elbette burada duygusallığa veya taklit bilgiye karşı bir tavır sergilemiyoruz. Sadece, birçok eylemi beyninin biyokimyasından kaynaklanan ve duygusallıkla ömür geçirenlerin, duygusallıkta takılı kalanların, taklit ettiklerinden başka sermayesi olmayanlarıngerçeklerle yüzleşemeyeceğini veya çok zorlanacaklarını, dinsel/toplumsal/sosyal kalıpların kaplamış olduğu sinirsel işletim sistemlerinin çökebileceğine işâret etmeye çalışıyoruz.
Anlatıldığında gerçekleri kaldıramayacak veya anlamayacak olanlara bunların anlatılmaması veya adım adım anlatılması, nasibinde varsa yenidünyaya çıkacak olan beyinler için birer rahmettir, onların korunması içindir. Burada gerçeği saklayan, açıklayan birileri, belirli bir grup değil, birilerinden otomatik olarak açığa çıkartan Sistemin kendisidir.
Evren/Dünya Kitabında hiçbir şey eksik bırakılmamış, her şeyden örnek verilmiş olduğundan Görünür Dünyamızda bu konuyla ilgili misâli de okuyabiliriz:
Çocuklar akılları kesene kadar oyalanmaları için bir takım “Ali Baba ve Kırk Haramiler”masalları ile büyütülür. Akılları gelişmeye başladıkça, büyüdükçe içinde bulundukları ortamın gerçekleriyle zorlanmadan yüzleşirler ve ona adım adım uyum sağlarlar. Ali Babanın, Haramîlerin işâret ettikleri, Gerçekler yavaş yavaş fısıldanır.
Bu yansıma örnekte olduğu gibi, Müslümanlık, Hıristiyanlık bilgileri, ötedeki (!?) cinler-periler-şeytanlar-melekler-ahret mecazları, Kutuplar, Gavslar, üçler-yediler, Baba-Oğul-Kutsal Ruh vs. kavramları yüklenen beyinlere de duygusallıklarından ve taklitten sakındıkları ölçüdeiçsel veya dışsal rehberi tarafından bu kavramların işâret ettiği gerçekler fısıldanmaya başlanırr.
Fısıltı orijinal bilgidir, ilhamdır; İNSAN’lığın göstergesi olup Âdemde açığa çıkar. Fısıltının şartı Akıl Yaşını büyütmektir. Büyütmenin anahtarı ise duygularımızın bizi kontrol etmesinden ziyâde bizlerin o duyguları kontrol edebilmesidir. Aklını büyüttükten sonra isteyen istediği duyguya ve duygusallığa bürünebilir!
Duygusal olmakla olmamak bizlerde bir olduğunda, özgürce kızabilir, özgürce kahkaha atabiliriz! Çünkü öfkeyi, yâni salt “Celâli” dengeleyen “Halîm” mânâsı da bizde açığa çıkmıştır. İçte denge varsa farkında olur insan!.. Kontrol edebilir, dilediği gibi oynayabilir duygularıyla!
Gerçekler duygularımızı değil; duygusallığımızı, duygu selimizi bırakarak hissedilebilir ancak.
Sistem o kadar hayret verici ki, aslında her şey apaçık anlatılmış; ama duygusallığın/şartlanmaların bürümüş olduğu egomuz nedeniyle gözümüzün önündeki hakîkatten her an perdelenerek, yâni İblisimizi Özümüze secde ettiremeyipher an Cennetten kovulmaktayız. Bizlere mecaz olan gerçeğin dili farkındalıksız/kontrolsüz duygusal olmayan “akıl sahipleri” için apaçıktır. Onlar için Yaratıcı ÖZ’ün Bilinemezliğinden başka, “Sır” diye bir şey yoktur.
(SONSUZLUK KULESİ-BERKAY ÖZCAN)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder