21 Eyl 2015

RECEP TAYYİP ERDOĞANA MİNNETTAR OMALIYIZ


Emre Öner'in yaşanan bir olaydan hareketle Türkiye'nin yaşadığı süreci yorulmadığı yazısı:
"1994 yılında Bobby Crabree ve karısı 14 yasındaki kızları Matilda'yı evde bırakıp başbaşa bir arkadaşlarının verdiği davete gitmek isterler.
Kızlarını aynı yaşlarda çocuğu olan komşularına bırakıp yola çıktılar.
Beraber oyun oynarken çıkan tartışma sonucu Matilda evine döner.

Güzel bir gece geçirdikten sonra evlerine gelen anne babasını cama yansıyan otomobilin ışıklarından farkeden Matilda ailesine bir şaka yapmak ister. Üzerine bir beyaz çarşaf alır ve dolaba saklanır.
Tam o sırada alt katta eve giren baba bir kısım tıkırtılar duyar, ne de olsa kızları komşudadır bu seslerin kaynağı ne olabilir... Hemen evdeki tüfeğini alır üst kata doğru çıkmaya başlar.
Elini kapının kolunu çevirmeye başlar.
Tam kapıyı açtığında, Matilda booo diye dolaptan çıkıp babasına şaka yapmak isterken babası silahıyla öz kızını vurur.
Kız 2 saat komada kaldıktan sonra ölür. 

Şimdi soru şu; Baba henüz karşıdan gelenin ne olduğunu anlayamadan kızını neden vurdu ? Ve bunun günümüzde olan olaylarla ilgisi ne ?
Alnımızın hemen arkasında beynin mantık ve karar alma merkezi olan prefrontal kortesk bulunur. Daha ortalar doğru ise duygusal beyin merkezi olan Amigdala vardır.

Bunların arasındaki en önemli farklardan biri; dış dünyadan gelen bilgi Amigdala'ya Prefrontal korteksten 10 kat daha hızlı ulaşır.

Tabi saniyenin 1000'de birlik zaman dilimleri normalde çok önemli gözükmeyebilir fakat böyle hayatı durumlarda, ani karar verilmesi gereken yerlerde bazen hayatta kalmaya bazen yaşamın yitirilmesine sebep olur.

Çünkü o gece baba eve geldiğinde karşılaştığı anı manzara beyinindeki korkuyu, yani bir duyguyu, yani amigdalayı tetiklediği, bu da savunma durumuna geçirdiği için silahını ateşlemesine sebep olmuştur. O kısacık andan sonra ben ne yaptım, bu neydi diye sormaya başlar, yani Preforantal korteks devreye girer.

Beynin bu nörolojik yapısını anlamamız bizim milletimizin sosyo-psikolojisini çözmemiz açısından çok önemli hatta hayatı.

Çocukluklarında  travma yaşamış insanların beyin yapılarında bazı bozulmayalar meydana gelir. Etrafından, çoğunluka anne ve babasından,  duygusal yada fiziklsel şiddete maruz kalmış bir çocuk dünyanın güvenli bir yer olmadığını zihnine yerleştirir ve amigdala normalden çok daha fazla ve çok daha hassas çalışır.

Bunu daha önce trafik kazası yaşamış birinin her trafiğe çıktığında sanki bir araç kendisine çarpacakmış gibi hissetmesine benzetebiliriz. Çünkü beynindeki korku devreleri bu duruma karşı hassaslaştığı için kurulan yanlış bağlantılarla bütün bir trafiği kaza olacakmış gibi algılar.

Ve anne babasına sağlıklı bağlanamayan ( attechment theory ) bu çocuk, eğer bir terapi sürecinden geçmezse, ömrü boyunca karşılaştığı insanlarla hep bir bağlanma problemi yaşayacaktır, evlilikleri dahil.

İnsan kendi başına bütün bir toplumun özeti, toplumda büyük insan olduğuna göre geçmişinde büyük travmalar, savaşlar ve acılar olan toplumlarda aynen bu çocuk gibi davranır. Yani başta Türkiye olmak üzere, doğu toplumlarının geneli Amigdala'nın Korsanlığı altında Bağlanma Problemi yaşamaktadır, bütün bir hayata karşı.

Hep Bollywood filmleriyle dalga geçeriz, 4 saatlik rengarek film mi olur diye. Fakat gerçek hayat size aşırı stres ve korku yüklüyorsa rahatlamak ve güven duymak istersiniz. 

Bizdeki tv dizilerinin bu kadar uzun olması ve tüm dünyadaki en iyi tv showlarının hemen ulaşılabiliyor olmasına rağmen tekrarlarıyla izleniyor olmasının derininde yatan sebeplerden biri de budur. İnsan sadece başka bir insana bağlanmaz bir ürüne  de bağlandır kurgu bir karakterede. Ve kendi korkusunu bastırmak için ordaki güvenli yavaş akan ortama ihtiyacı var. Bir manada tv onun anti-depresanı olmuştur.

Toplumuzun için son zamanlarda sıkça kullanılan "Fikrimiz yok algımız var" var lafı bu nedenledir. Aşırı güvensizlik bizi aşırı korumacılığa bu da en ufak bir ayrımda hemen kamplara bölünmeye götürüyor.  Ya bizdensin ya da onlardan.. Ya dostsun ya da düşman düşüncemizin arkasında bu vardır.
Ve tam da bu noktada Tayyip Erdoğan büyük bir teşekkürü hakediyor. Çünkü;

Takıntılarıyla hayatını çok zor duruma düşüren biri bunlardan kurtulmak için terapiye gelse, örneğin bir obsesif kompulsif hasta, belli bir derecenin üzerindeyse rahatsızlığı, yaşamaktan korktuğu şeyin daha fazlasını ona yaşattığınızda bu takıntı otomatik olarak ortadan kalkıyor.

Mesela, temizliği takıntı haline getirmiş birinin başından aşağı bir kova pislik boca ettiğinizde artık o halden korkmuyor ve hayatı normale dönüyor. Çünkü,daha kötü bir halden sonra bile hayatına devame edebildiğini, dünyanın sonu olmadığını görüyor.

Bizim toplumumuzda hangi camiadan olursa olsun, dini cemaatlerde dahil;

kendi zayıflığından ötürü lidere bir anne baba gibi bağlanma, 
otoriteyi ve devleti herşeyden üstün görme, 

•En ufak bir farkli harekette bulunani hain ilan edebilme
söylenen fikrin içeriğinden çok kimin hangi konumda söylediğine bakma, 
kendi hakkını öğrenilmiş çaresizlik içinde arayamama 
başka toplumdan biriyle, bir alevi veya bir hristiyanla veya bir solcuyla görüşmekten kaçınma ve onu düşman görme gibi rahatsızlıklar var.

Ve Tayyip Erdoğan özellikle son dönenmde yaptıklarıyla, teorik olarak öğrenmemiz gereken bu şeyleri hal diliyle bize anlatarak, aynen takıntılı birine o hali misliyle yaşatıp onu bu takıntıdan kurtarmaya çalışan psikolog gibi, bizi toplumsal ve tarihi bir terapiden geçiriyor. 

Kendisine bundan dolayı burdan teşekkür ediyorum.

(Bediüzzman'ın Hücumat-ı Sitte'de anlattığı Korku zaafını birde Amigdala bozukluğunu düşünüp okumada fayda var. )"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder