24 Şub 2016

HARİCİLER

[23 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]
Emevilerin Basra’ya hakim oldukları dönemde, şehrin valisi Ziyad bin Ebihi, Haricilere karşı gayet acımasız bir tavır sergiler. Ziyad, 673 yılında ölür. 675 yılında, bu sefer oğlu Ubeydullah bin Ziyad Basra valiliğine getirilir. Ubeydullah, babasından da acımasızdır. Harici isyanlarına bir son verebilme adına son derece sert yöntemlere başvurur. Basra Haricileri, bir noktadan sonra çözümü Emevi zulmünden kaçmakta bulurlar. Mekke’ye, Abdullah bin Zübeyr’in yanına giderler ve 683 yılındaki Birinci Mekke Kuşatması’nda onunla birlikte Emevi ordusuna karşı Mekke’yi savunurlar. Ancak sene sonuna doğru kuşatma sona erdiğinde, bir süredir yardımcı oldukları Abdullah bin Zübeyr’in kanaatlerini daha yakından öğrenme ihtiyacı hissederler ve ona (babası) Zübeyr bin Avvam, Hz. Osman, Hz. Ali ve Talha bin Ubeydullah gibi ihtilafların merkezinde olagelmiş kişiler hakkındaki görüşlerini sorarlar. Abdullah bin Zübeyr, bu kişilerin hepsi hakkında olumlu görüş bildirir. Bunun üzerine, Hariciler onunla birlikte hareket etmeyi bırakır ve Mekke’yi terk ederek Basra’ya geri dönerler.
Basra halen Emevilerin kontrolündedir. Ancak, Hariciler, oraya gelmeleriyle birlikte şehri kontrolleri altına alır ve Emevilerin şehirdeki valisini öldürürler.1 Bu olayından ardından, Hariciler ile Abdullah bin Zübeyr’e bağlı kuvvetler arasında bir dizi çatışma gerçekleşir ve şehir iki taraf arasında iki kez el değiştirir. Son olarak, Abdullah bin Zübeyr, Basra üzerine yeni bir ordu gönderince, Hariciler kendi içlerinde ihtilafa düşer ve bölünürler.2 İçlerinden bir grup, bu yeni ordu ile savaşmak istemez ve Basra’da kalır. Diğerleri ise, 684 yılının Mayıs ayında (Basra’nın takriben 150 kilometre kuzeydoğusundaki) Ahvaz’a gider.

Ezrakiler

Ahvaz’a giden Hariciler, liderleri Nafi’ bin Ezrak’tan ötürü, Ezrakiler (ya da Ezrakiyye, ya da Ezarike) olarak anılagelirler.3Ezrakiler, Basralılarla olan mücadelelerinden galip çıkarlar.4Ardından da, Fars bölgesinin önemli bir kısmını kontrolleri altına alırlar.5 Ancak, Abdullah bin Zübeyr, onların üzerine bu sefer de (önemli bir komutan olan) Horasan valisi Mühelleb bin Ebi Sufre‘yi sürer. Basralıların aksine, Mühelleb başarılı olur. Ezrakiler Ahvaz’dan doğuya doğru çekilirler.6
Ömer bin Ubeydullah karşısındaki aldıkları bir diğer yenilgiyle, Fars’ın doğu ucu olan Kirman’a kadar çekilen Ezrakiler, burada toparlandıktan sonra 687 yılında yeniden batıya doğru ilerlemeye başlarlar.7 Ahvaz’a kadar geldikten sonra, yönlerini kuzeybatıya çevirir ve (Bağdat yakınlarındaki) Medain’e varırlar.8 Medain’de, kadın çocuk demeden öldürebildikleri herkesi öldürürler. Oradan İsfahan’a yönelir ve aylar boyunca yollarının geçtiği bütün bölgeleri bu şekilde terörize ederler. (Ezrakiler, kendilerinden olmayan herkesi yaş ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın öldürme taraftarıdır. Bu düşünceleri, diğer Harici gruplardan ayrılma nedenlerinden biridir.)
Bu noktadan sonra, Ezrakiler için geri çekilme dönemi başlar. İlk olarak, İsfahan’da, Attab bin Verka komutasındaki bir ordu karşısında bozguna uğrarlar ve Ahvaz’a çekilirler.9 Mus’ab bin Zübeyr, Haricilerin bir sonraki hedefinin Basra olmasını istemez. Bu nedenle de, (artık Cezire valisi olan) Mühelleb’den yeniden Haricilerle savaşmasını ister.10 Bunun üzerine Basra’ya gelen Mühelleb, orada bir ordu hazırlar ve 691 yılının başlarında Haricilerin üzerine yürür. İki taraf arasında sekiz ay boyunca çatışmalar yaşanır. Ama herhangi bir net sonuç elde edilmez.
Bu çatışmalar yaşanırken, Emeviler, Suriye’den Irak üzerine yürürler. Ekim ayında gerçekleşen savaşta Mus’ab bin Zübeyr hayatını kaybeder. Irak, yaklaşık sekiz yıl aradan sonra yeniden Emevilerin hakimiyeti altına girer ve Ezrakiler, yeniden Emevilerle karşı karşıya kalırlar. İlk dönemdeki Emevi saldırılarını başarıyla bertaraf ederler.11 Ancak daha sonra, kendi içlerindeki Arap ve mevali arasında ihtilaflar doğar ve ikiye ayrılırlar. Emeviler, her iki grubu da 698 yılında ortadan kaldırırlar.

Necdiler

Necdiler, doğuya hicret etmeyi kabul etmeyerek Basra’da kalmak suretiyle diğerlerinden ayrılan Harici gruptur. Liderleri Necde bin Amir’den hareketle bu şekilde anılırlar. (Kendilerine Necedat ya da Necdiyye de denir.)12 Ezrakilerin Fars bölgesine gitmelerinin ardından, Necdiler de güneye yönelir ve ilk olarak Arap Yarımadası’nın ortalarındaki Yemame’de toplanırlar. Sonrasında, birbiri ardına gelen zaferlerle Bahreyn, Yemen ve Taif de dahil olmak üzere, Arabistan Yarımadası’nın büyük bir kısmını kontrolleri altına alırlar.
691 yılında yaşanan bir ihtilaf neticesinde, Necde’yi öldüren yardımcısı Ebu Füdeyk, hareketin yeni lideri olur. Ardından, Emevilerin Basra valisi Halid bin Abdullah, kardeşi Ümeyye bin Abdullah komutasındaki bir orduyu Ebu Füdeyk üzerine gönderir. Ancak, Ebu Füdeyk onu yener ve hatta cariyelerinden birini ele geçirir ve kendisine alır.13 Necdiler, Abdülmelik döneminin müteakip yıllarında ortadan kaldırılırlar.

Haricilerin Sonu?

Ezrakiyye ve Necdiyye, İkinci Fitne Dönemi’nde (680-692) Haricilerin en etkili olan iki koludur. Üçüncü olarak da, Yukarı Mezopotamya bölgesinde kısa süreli bir hakimiyet kuran, ancak Haccac tarafından ortadan kaldırılan Sufriyye kolundan söz edilebilir.
Harici grupların gücü Abdülmelik bin Mervan döneminde büyük ölçüde kırılır. Müteakip dönemlerde ciddi bir Harici hâkimiyetine ya da (bir iki istisna haricinde) büyük bir isyana rastlanmaz. Haricilerden günümüze dek sadece (daha uzlaşmacı olan)İbadiyye ve Sufriyye ekolleri gelebilmiştir. Ancak Sufrilerin sayısı çok azdır.
Notlar:

1 Öldürülen vali, Mesud bin Amr’dır. Mesud bin Amr, bir kısmı Umman’dan Irak’a göç etmiş olan Arap bir kabile olan Azdların lideridir. Ubeydullah bin Ziyad, Basra’yı bırakıp kaçmadan önce, yerine yardımcısı Mesud bin Amr’ı bırakmıştır. Mesud’u öldüren bir Harici de olsa, Azdlar, bu suikastı Temim kabilesinin organize etmiş olmasından şüphelenirler. İki kabile arasında çatışmalar çıkar, çok sayıda insan ölür.

2 Bu ordunun komutasına Müslim bin Ubeys atanır.
3 Nafi’ bin Ezrak eskiden beri Haricilerin lideridir. Bu nedenle, bu isimlendirme, ancak Basra’dak bölünmeden sonra bir mana ifade eder.
4 685 yılında Müslim bin Ubeys’in bu kez de Basra’dan Ahvaz üzerine yürümesinin ardından gerçekleşen savaşta, Haricilerin lideri Nafi’ bin Ezrak ölür. Yerine, Ubeydullah bin Mahuz geçer.
5 Fars bölgesi bugünkü İran’a değil, İran’ın Ahvaz, İsfahan ve Kirman şehirleri ile Basra körfezi arasında kalan güney kısmına karşılık gelir.
6 Ezrakilerin ikinci lideri Ubeydullah bin Mahuz bu aşamada hayatını kaybeder ve yerine Züheyr bin Mahuz geçer.

7 Basra’nın takriben bir buçuk sene Muhtar bin Ebi Ubeyd’in yönetiminde kalması ve sonra yeniden Abdullah bin Zübeyr’e bağlanması bu dönemde olur.

8 Basra valisi Mus’ab bin Zübeyr, şehri Ezrakilerden koruma amacıyla, Ömer bin Ubeydullah’ı Basra ile Ezrakiler arasında tampon vaziyette konumlandırılmıştır. Ancak, Ezrakiler onu atlatarak Basra’ya yaklaşmayı başarırlar. Bunu haber alan Mus’ab, şehri koruma adına derhal ordusunu Basra’dan harekete geçirir. Atlatıldığını anlayan (ve kendisini bununla görevlendiren Mus’ab’ın tepkisinden korkan) Ömer bin Ubeydullah ise, birliğini toplar ve Ezrakilerin arkalarından yetişmeye çalışır. Arkalarından Ömer’in önlerinden de Mus’ab’ın onlara doğru gelmekte olduğunu haber alan Hariciler, bu şartlar altında savaşmalarının riskli olduğunu görünce, Ahvaz yakınlarında iken rotalarını değiştirerek Medain’e yönelirler.
9 Bu savaşta, Haricilerin lideri Züheyr bin Mahuz da hayatını kaybeder. Grubun yeni lideri, Katari bin Fücae olur.
10 Cezire eyaleti, Urfa, Mardin ve Musul şehirlerinin de bulunduğu Yukarı Mezopotamya bölgesini içerir.
11 Ezrakilere yönelik bu ilk saldırılar, Abdülmelik bin Mervan’ın Basra valisi Halid bin Abdullah tarafından yönetilir. Halid, Ezrakiler üzerine, ilk önce, kardeşi Abdülaziz bin Abdullah komutasındaki bir ordu gönderir. Ancak, Abdülaziz yenilgiye uğrar ve kaçar. Karısı ise, Ezrakilerin eline geçmiştir. Ezrakiler onu açık artırma satmaya karar verirler. Ancak, kadının Ezrakiler arasında bulunan yakınlarından biri, onun bu halinin kendileri için utanç konusu olmasını istemez ve kadını öldürür. Vali Halid, bu yenilgi sonrasında, (Abdülmelik bin Mervan’ın tavsiyesi doğrultusunda) yeni orduya (artık Emevilere biat etmiş olan) Mühelleb’i komutan atar. Mühelleb, Ahvaz yakınlarında gerçekleşen savaşta, Ezrakileri yenilgiye uğratır.
12 Hicret konusu, Ezrakiler ile Necdiler arasındaki itikadi ayrılığın da temelini oluşturur. Ezrakiler, hicret etmemeyi küfür sebebi saymışlardır.
13 Bu şekilde, Halid bin Abdullah’ın komutan atadığı bir kardeşinin karısını Ezrakiler, diğer kardeşinin cariyesini ise, Necdiler ele geçirmiş olur.

MUHTARIN AKIBETİ

19 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]
686 yılı itibariyle, sahada dört büyük aktör vardır:
(1) Mekke, Medine ve Basra da dahil olmak olmak üzere Arabistan yarımadasının en önemli şehirlerine hâkim olan Mekke halifesi Abdullah bin Zübeyr,
(2) Suriye, Filistin ve Mısır’a hakim olan Şam/Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan,
(3) Hz. Ali’nin oğullarından, açıktan halifelik mücadelesine girmeyen, şiddetten uzak duran ve (Muhtar bin Ebi Ubeyd aracılığyla) Irak’ın önemli bir kısmı üzerinde nüfuz sahibi olanMuhammed bin Hanefiyye, ve
(4) Arabistan Yarımadasının farklı bölgelerinde, Yukarı Mezopotamya’da (Cezire) ve kimi doğu eyaletlerinde etkili olaniki müstakil Harici grup.
Irak, 685 ila 691 yılları arasında, bu dört aktörün karşı karşıya geldiği başlıca bölge olur.1 Taraflar, bu karşılaşmalar neticesinde kimi zaman birbirlerine karşı mevzi kazanır, kimi zaman ise birbirlerini elimine ederler. Bu süreç sonunda ayakta kalan son güçlü aktör, müslümanların tek lideri (ya da, tek halife) olur.

Kufe ve Mekke arasındaki rekabet

Irak’taki ilk büyük çatışma, Muhtar bin Ebi Ubeyd ile Mekke halifesi Abdullah bin Zübeyr arasında gerçekleşir. Taraflar arasındaki ilişki, başlangıçta bir parça ölçülüdür. Ancak, çok geçmeden gerginlik (ve ardından da şiddet) tırmanır. Şöyle ki, 18 Ekim 685 tarihinde Kufe’yi ele geçiren Muhtar, Abdullah bin Zübeyr’in valisini makamından etmiş ve böylelikle şehrin Mekke ile idari bağlantısını kesmiş olur.2 Ancak, bu gelişme, Abdullah bin Zübeyr’e karşı genel bir tavır değil, yerel bir kalkışma olarak da yorumlanmaya müsaittir. Dolayısıyla, Muhtar ile Abdullah bin Zübeyr arasındaki ilişkinin niteliği belirsizliğini korumaya devam eder.
Bu noktada, Abdullah bin Zübeyr, (Muhtar’ın reaksiyonunu test etme amacıyla) Kufe’ye yeni bir vali tayin eder.3 Muhtar’ın Mekke’den atanan yeni valinin otoritesini kabul etmesi, Mekke idaresine bağlı kaldığı anlamına gelecektir. Ancak, Muhtar, Mekke’den yola çıkan yeni valinin Kufe’ye girmesini engeller. Muhtar’ın adamları, Kufe yakınlarında yeni valiyi karşılarlar. Valiye nezaketle davranılır ve masrafları nedeniyle kendisine bir miktar para verilir. Ne var ki, vali, kendisine şehre girmesinin istenmediği ima edilse de, bu konuda bir parça kararlı davranır. Bu noktada, uzaktan atlılar belirir ve Kufe’ye giremeyeceğini anlayan vali, Basra’ya yönelir.
Bu olayın ardından, Muhtar, (muhtemelen Emevilere karşı ittifak kurabilme düşüncesiyle) Abdullah bin Zübeyr’e bir mektup yazarak, Şamlıların Medine üzerine yürüdüklerini haber aldığını bildirir ve Medine’ye göndereceği bir birlik ile ona destek olmayı teklif eder.4 Abdullah bin Zübeyr, cevaben, şayet halen kendisine biatlı ise, kendisine destek olmak adına birliklerini Medine’ye gönderebileceğini söyler. Muhtar’ın ve askerlerinin biat haberlerini alması durumunda, Irak’taki askerlerini geri çekeceğini de belirtir. Ancak, Muhtar’ın gerçek niyetinden ve dolayısıyla da, onun göndereceği ordunun Medine’de tam olarak ne yapacağından emin değildir. Bu nedenle de, her ihtimale karşı, Medine’ye Abbas bin Sehl komutasında bir birlik gönderir.
Medine’ye ilk önce Abdullah bin Zübeyr’in ordusu varır. Muhtar’ın ordusu da şehre vardığında, Mekke’den gelen ordunun komutanı Abbas bin Sehl, Irak ordusunun komutanı Şurahbil bin Vers’in ağzını arar. Şurahbil’e, öncelikle, Abdullah bin Zübeyr’e bağlı olup olmadığını sorar. Şurahbil’in olumlu yanıt vermesi üzerine de, o halde birlikte Emevi ordusu üzerine yürümeleri gerektiğini söyler. Ancak, Şurahbil, cevaben, kendisinden emir almayacağı, sadece Muhtar’dan gelen direktifler doğrultusunda hareket edeceği yönünde şüphe uyandırıcı sözler sarf eder. Bunun üzerine, Abbas ona güvenemeyeceğini anlar; fakat durumu ona belli etmez. Hatta, (takriben 1500 kilometrelik yoldan gelen) Kufelilere karınlarını doyurmaları için develer ve koyunlar hediye eder; kendilerini rahat ve emniyette hissetmelerini sağlar. Bir yandan da, adamlarıyla birlikte Kufelilerin konakladıkları yeri gözetlemeye başlar. Kufeliler silahlarını bırakıp, kendilerine hediye edilen hayvanlarla meşgul olmaya başlayınca, Abbas saldırı emri verir. Hazırlıksız yakalanan Şurahbil öldürülür. Eman dileyen Kufelilere ise dokunulmaz.
Bu gelişmeler üzerine, Abdullah bin Zübeyr’in Muhtar’a güvenmesi zorlaşır. Dahası, gerek Irak’ı büyük ölçüde kontrolüne alması, gerekse Muhammed bin Hanefiyye ve Ehl-i Beyt üzerinden meşruiyet bulması, Muhtar’ı daha ciddi bir rakip haline getirmiştir. Bu noktada, Abdullah bin Zübeyr, tavrını sertleştirir. 686 yılının Temmuz ayına denk gelen Hac mevsiminde Mekke’ye gelen Muhammed bin Hanefiyye’ye biat teklifini yineler.5 Muhammed’in bu teklifi yeniden reddetmesi üzerine de, onu ve adamlarını tutuklayıp, Zemzem kuyusu yakınlarındaki bir binaya hapseder. Dahası, binanın girişine odunlar yığdırır ve biat etmeyi reddetmesi durumunda hepsini canlı canlı yakacağını söyler. Çaresiz kalan Muhammed bin Hanefiyye, Muhtar’a haber ulaştırarak yardım ister. Haberi alan Muhtar, derhal Mekke’ye özel bir birlik gönderir ve Muhammed’i kurtarır. İlgili birlik, Muhammed’in isteği üzerine Kabe civarında kan dökmez ve görevini tamamlar tamamlamaz Mekke’den ayrılır.

Muhtar’ın sonu

Mekke tarafının Kufe üzerine yürümesi, 686 yılının sonlarında olur. Abdullah bin Zübeyr’in Basra’ya vali atadığı kardeşi Mus’ab bin Zübeyr’in kara ve su üzerinden ilerleyen ordusu, farklı noktalarda yaşanan farklı çatışmalar sonrasında Muhtar’ın ordusunu yener ve Kufe’yi ele geçirir.6 Mus’ab’ın ordusu içinde, Temmuz ayında Muhtar’a isyan eden ve ardından da Basra’ya kaçan Kufe’nin Arap eşrafı da vardır.7
Basra ordusuna karşı koyamayan ve giderek geri çekilmek zorunda kalan Muhtar, adamlarıyla birlikte sarayına sığınır. Bunun üzerine, Basra ordusu, onları kuşatma altına alır. Takriben dört ay süren kuşatma esnasında, (özellikle açlık nedeniyle) Muhtar’ın adamlarının önemli bir kısmı kaleden ayrılır. Muhtar, bir noktada, karşı tarafa, teslim olmaları durumunda kendilerine eman verip vermeyeceklerini sorar ve ancak Abdullah bin Zübeyr’e biat etmeleri durumunda kendilerine eman verilebileceği cevabını alır. Bunun üzerine, onların hükmünde yaşamaktansa, ölmeyi tercih edeceğini söyler. Yanındakilere de tavsiyesi aynı yöndedir. Onlara, kuşatma altında giderek daha da bitkin düşeceklerini, bu şekilde giderek daha da küçük düşmektense, dışarıya çıkıp onurlu insanlar olarak ölmenin evla olduğunu söyler. Kendilerine eman dahi verilse bunun çok mana ifade etmeyeceğini, zira Basra’dan dönen Kufe eşrafının intikam almak isteyeceğini hatırlatır. Bu nedenle de, kendisiyle birlikte gelmemeleri durumunda, ertesi gün dünyanın en sefil insanları durumuna düşeceklerini ve dışarıya çıkmaya cesaret edemedikleri için pişman olacaklarını söyler. Ardından, karısı Ümmü Sabit’ten kendisine güzel kokular getirmesini ister. Mezara hazırlanırcasına, elbiselerini, sakallarını bu kokuya bular. Dışarıya çıktığında, yanında sadece 19 kişi vardır.
Muhtar, orada çarpışarak ölür. (3 Nisan 687) Öldüğünde 67 yaşındadır. Cesedi teşhir edilir. Dahası, eli, ölü bedeninden kesilerek alınır ve Kufe Camisi’nin duvarına çiviyle çakılır. Bu el, yedi seneden fazla bir süre boyunca, caminin duvarında o şekilde çakılı duracaktır. (694 yılında Abdülmelik bin Mervan tarafından Irak’a vali atanan Haccac bin Yusuf, Kufe’ye geldiğinde duvara çakılı olan bu eli görüp, “Bu nedir?” diye soracak ve onun Muhtar’ın eli olduğunu öğrendikten sonra kaldırılmasını isteyecektir.)

Ertesi gün

Saraydan dışarı çıkmayanların ertesi gün başlarına gelenler, tıpkı Muhtar’ın tahmin ettiği gibi olur. Bu kişilerin bir kısmı, yakınları öldürülen eşrafça tanınır ve derhal intikam amacıyla öldürülür. Geriye kalanlar, tutuklanıp Mus’ab’ın önüne çıkarıldıklarında, içlerinden Buceyr bin Abdullah, Mus’ab’a, aynı kıbleye dönüp namaz kılan insanlar oldukları, tıpkı Suriyeliler ve Basralılar gibi kendilerinin de birbirlerine düşüp savaştıklarını, ve tıpkı zamanında onların yaptığı gibi şimdi de kendilerinin barışabileceklerini söyler ve merhamet diler.
Zincirler içindeki bu insanların halinden etkilenen Mus’ab onları affedecek gibi olunca, bu sefer Basra’dan dönen Kufe eşrafı isyan eder. Mus’ab’a, onları serbest bırakamayacağını, onların, ölen yakınlarının kanlarına girdiklerini, ya onları ya da kendilerini seçmesini söyleyerek tepki gösterirler. Bunun üzerine Mus’ab öldürülmeleri yönünde karar alınca, esirlerin hepsi birden vaveyla etmeye başlar: “İbn-i Zübeyr, bizi öldürme! Yarın Suriyelilere karşı bizi öncü kıtan yap. Vallahi ne sen ne de askerlerin yarın düşmanla karşı karşıya geldiğinizde biz olmadan yapamazsınız. Eğer biz [öncü kuvvet olarak] öldürülürsek, öldürülmeden önce onları sizin için zayıflatmış olacağız. Eğer onları yenersek, bu hem senin hem de beraberindekilerin faydasına olacak.”
Esirlerin bu yakınmaları fayda vermez. Hepsi öldürülür. Sayıları 6.000′in üzerindedir.

Amra binti Numan’ın öldürülmesi

Muhtar’ın öldürülmesinin ardından yaşanan bir diğer trajedi ise, karısı Amra binti Numan’ın katlidir. Şöyle ki, Mus’ab, Muhtar’ın iki karısı Ümmü Sabit ve Amra binti Numan’ı yanına çağırtır ve onlara Muhtar hakkındaki fikirlerini sorar. Ümmü Sabit, Muhtar hakkında Mus’ab ve beraberindekiler ile aynı fikirde olduğunu söyler. Bunun üzerine, onu serbest bırakırlar.
Amra binti Numan ise, kocasının Allah’ın salih bir kulu olduğunu söyler ve ona Allah’tan rahmet diler. Amra’nın Muhtar’ı bu şekilde övmesi üzerine onu hapsederler. Mus’ab, Amra hakkında kardeşi Abdullah bin Zübeyr’e bir mektup yazar. Mektubunda, Amra’nın, merhum kocası Muhtar’ın bir peygamber olduğunu söylediğini iddia eder ve ona ne yapması gerektiğini sorar. Mekke’den gelen cevap üzerine de Amra’yı öldürtür.
Ölümünün duyulmasının ardından, Amra binti Numan hakkında ağıtlar yazılır.

  Bir atlı inanılmaz bir haber getirdi

  Dindar ve asil bir kadının, Numan’ın kızının, ölüm haberini.
  Çehresiyle, alçakgönüllüğüyle hoşnut edici,
  karakteriyle, seciyesiyle, nesebiyle seçkin,
  bir genç kadının ölüm haberini.

Said bin Abdurrahman

  Gözlerimdeki en inanılmaz şey,

  hür, açık tenli ve zarif boyunlu bir kadının katledilmesidir.
  Hiçbir suçu olmasa da, bu şekilde öldürüldü.
  Ah, ne üstün bir insan öldürüldü!
  Bizlere, ölmek ve savaşmak takdir edilmiş,
  faziletli kadınlara ise eteklerinden sürüklenmek

Ömer bin Ebi Rabia


Notlar:
1 O dönemdeki Irak, bugünkü Irak’ın siyasi sınırları ile örtüşmez ve (kabaca) güney Irak’a karşılık gelir. Basra, Kufe ve (Bağdat yakınlarındaki) Medain, ilgili bölgenin en önemli şehirleri durumundadır. Aynı şekilde, Suriye de, bugünkü Suriye’nin sadece batı kısmından ibarettir.2 İlgili vali, Abdullah bin Muti’dir ve olayın ardından Basra’ya gider. Muhtar’ın Kufe’deki Kerbela suçlularına ya da Ubeydullah bin Ziyad’a yönelik söylemi ya da tavrı ise, Mekke ile ilişkilerinde çok önemli olmaz. Zira, Abdullah bin Zübeyr bu noktada Muhtar ile aynı yaklaşıma sahiptir.
3 Yeni valinin adı, Ömer bin Abdurrahman’dır.
4 Muhtar’ın Abdullah bin Zübeyr’den Irak’ın umumi valiliğini istemiş olması da, (siyasi nedenlerle de olsa) ipleri koparmama ve yaşananların ardından yeni bir formal ilişki kurma çabası olarak değerlendirilebilir.
5 Diğer yandan, Abdülmelik bin Mervan da Muhammed bin Hanefiyye’ye kendisine biat etmesi teklifinde bulunmaktadır. Ancak, Muhammed, (müslümanların çoğunun desteğini alamamış olduğu yönündeki aynı gerekçeyle) onun .tekliflerini de reddeder.
6 Mezar, Harura ve Kufe’de bir dizi çatışma yaşanır. Savaşın başlarında, Fırat’ın suyunun kontrolüne dair detaylar, ayrıca ilginçtir. Şöyle ki, Basra ordusunun su yolunu da kullanması üzerine, Muhtar, Fırat nehrinin suyunu kestirir. Bunu, nehrin kavşak noktalarında bariyerler kurarak suyun Fırat’ın kollarına akmasını sağlayarak yapar. Bu şekilde, Basralıların tekneleri nehrin zeminine oturur.
7 Muhtar, Kerbela katliamına karışanlardan intikam almaya başlayınca Basra’ya kaçan Kufeliler için de aynı durum geçerlidir. Bu iki grup arasında birbirinden tamamen müstakil de değildir

KERBELANIN İNTİKAMI

[11 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]
Muhtar bin Ebi Ubeyd, Taifli Sakif kabilesine mensuptur. 622 doğumludur. Birinci Fitne Dönemi’nde (656-661) 30′lu yaşlarındadır ve ekseriyetle Ali taraftarı bir yaklaşım içindedir. Muaviye döneminde ise, Hucr bin Adi aleyhinde şahitlik yapmadığı için hapse atılır.[1] 680 yılında Hüseyin’in öldürülmesinden sonra ise, Abdullah bin Zübeyr’e biat eder. Hatta, 683 yılındaki birinci Mekke kuşatmasında onunla birlikte Şam ordusuna karşı şehri savunur.
Muhtar, Yezid’in ölümünden takriben beş ay sonra, Abdullah bin Zübeyr’den ayrılarak Kufe’ye gider. Kufe’de, Muhtar’ın hayatında yeni bir dönem başlar. Zira, Muhtar, burada Şam’a (ve daha spesifik olarak da, başta Ubeydullah bin Ziyad olmak üzere Hüseyin’in katillerine) karşı Ehl-i Beyt yanlısı bir mücadele başlatır. Aynı anda Tevvabin Hareketi de Kufe’de hazırlık içerisindedir. Ancak, Muhtar onlara katılmaz. Hareketin liderinin bu işin altından kalkamayacağını ve başarısızlığa mahkûm olduğunu söyler. Onlardan müstakil hareket ederek, Muhammed bin Hanefiyye adına taraftar toplamaya başlar.

Muhammed bin Hanefiyye

Muhammed bin Hanefiyye, Hz. Ali’nin, Hanefioğullarına mensup olan karısı Havle binti Cafer’den olan oğludur. Ancak, Muhammed bin Ali değil, (annesinin kabilesine atfen) Muhammed bin Hanefiyye şeklinde anılagelir.
637 doğumludur. Babası ile birlikte Cemel ve Sıffin savaşlarına katılır. Ancak, savaştan ve çetin siyasi mücadeleden çok hoşlanmaz. Zira, hem temkinli ve soğukkanlı bir yapısı vardır, hem de ihtilafların kan dökerek çözümlenmesine mesafelidir.
Muaviye’nin ölümünün ardından, (baba bir kardeşi) Hüseyin ile birlikte hareket etmez. Hatta, onun aile fertleriyle birlikte Mekke’ye gitmesini doğru bulmaz ve kendi çocuklarını onunla birlikte göndermez. Medine’de kalır. Dahası, Yezid’e biat eder. Hüseyin’in Kerbela’da ölümünden sonra, Ehl-i Beyt’in önde gelen isimlerinden biri olur.
Harre Savaşı’ndan önce, Medine’yi terk ederek Mekke’ye gider. Yezid’in ölümünün ardından Mekke’de halifeliğini ilan eden Abdullah bin Zübeyr, Muhammed’i kendisine biata davet eder, ancak o bu davete olumlu cevap vermez. Halifeliğin bir mana ifade etmesi için, müslümanların çoğunun ilgili lider etrafında toplanmış olmasının şart olduğunu düşünmektedir. Mekke kuşatması sona erince, Medine’ye geri döner. O Medine’deyken, Kufe’de Muhtar onun adına hareket etmeye ve onun mehdi olduğunu söyleyerek taraftar toplamaya başlar. (Muhtar’ın faaliyetlerinin Muhammed bin Hanefiyye’nin ne derece bilgisi dahilinde ve yönlendirmesi doğrultusunda olduğu belli değildir.)

Muhtar’ın Kufe’yi fethi

Muhtar, Kufe’deki çalışmalarının ardından, etrafında önemli bir kısmı mevaliden oluşan hatırı sayılır bir kitle oluşturur.[2] Hatta, Tevvabin Hareketi’nin lideri Süleyman bin Surad’ı eleştirerek o çevredeki insanların küçük bir kısmını kendi yanına çekince, dönemin Kufe valisi onu hapseder. Muhtar, Tevvabin’inAynülverde Savaşı‘nda bozguna uğradığı 4 Ocak 685 tarihine dek hapiste kalır.
Muhtar’ın hapisten çıktıktan sonraki en büyük başarılarından biri, dönemin en yetenekli kumandanlarından biri olan İbrahim bin Malik El-Eşter’i kendi yanına çekmesi olur.[3] Bu şekilde giderek Kufe’de zemin kazanan Muhtar, nihayet 18 Ekim 685 tarihinde harekete geçer ve önce Kufe’yi, ardından da, Basra dışındaki bütün doğu eyaletlerini ele geçirir. İlgili bölgenin tamamını, (sadece iki sene önce Emevilere karşı Mekke’yi birlikte savunduğu) Abdullah bin Zübeyr’in elinden almıştır. Yine de, ona karşı keskin bir karşıtlığı yoktur. Hatta, (muhtemelen iki ateş arasında kalmamak için) Abdullah bin Zübeyr ile irtibata geçerek, ondan ilgili bölgenin umumi valiliğini ister. Yani, fethettiği bölgeyi ona bağlı olarak yönetmeyi daha doğru bulur. Ancak, Abdullah bin Zübeyr bu teklifi reddeder.

Kerbela’nın intikamı

Muhtar’ın bundan sonraki ilk büyük adımı, Hüseyin’in intikamını alma adına Ubeydullah bin Ziyad üzerine bir ordu göndermek olur. Ubeydullah, kısa bir süre önce ele geçirdiği Musul tarafındadır. Yezid bin Enes komutasındaki ordu, Temmuz ayında yola çıkar ve Ubeydullah’a erişemese de, onun gönderdiği orduya karşı net bir zafer kazanır.[4] Ancak, arkadan yeni bir birlik gelmektedir. Kufeliler, bu yeni birliğe mukavemet edebileceklerinden emin olamadıklarından, çatışmaya girmek yerine, geri dönmeyi tercih ederler.[5]
Ordu Kufe’ye geri döndükten sonra, Muhtar, Ubeydullah’ın üzerine bu sefer İbrahim bin Malik El-Eşter komutasında daha geniş bir ordu gönderir. Ancak, ordu yola çıktıktan hemen sonra, Kufe’nin Arap eşrafı isyan eder. (22 Temmuz 686) İsyanın sebebi, Muhtar’ın mevaliye eşit davranmaya başlamasının ardından Kufe eşrafının şehirdeki statüsünün sarsılmış olmasıdır.[6]
Bu gelişme üzerine, Muhtar derhal İbrahim’e haber ulaştırır ve İbrahim, ordusuyla birlikte Kufe’ye geri döner. Şehir yeniden kontrol altına alınır. Bu noktada, Muhtar, Hüseyin’in (çoğu Kufe eşrafı içinde bulunan) katillerinden intikam almak için bunun doğru bir zaman olduğunu düşünür. Bu amaçla, Kerbela’da katliama iştirak ettiği bilinen ne kadar insan varsa, hepsini öldürtüp evlerini yıktırmaya başlar. İlgili kişilerin tek tek evlerine gidilir. Kaçanların ise, peşlerine adamlar salınır. Yakalananlar, kimi zaman (el ve ayaklarının kesilip kan kaybından ölüme terk edilmeleri gibi) korkunç şekillerde öldürülürler. Öldürülenlerin çoğunun cesetleri yakılır. Canlarını kurtarabilenler, Kufe’nin takriben 450 kilometre güneydoğusundaki Basra’ya sığınırlar.[7]
Bu olayların hemen ardından, İbrahim bin Malik El-Eşter, yarım kalan sefer yoluna yeniden çıkar. 5 Ağustos 686 tarihinde Musul yakınlarında Ubeydullah bin Ziyad’ın ordusu ile karşılaşır. Kendisininkinden çok daha büyük olan bu orduyu mağlup eder.[8] Dahası, bu savaşta, hem Ubeydullah bin Ziyad hem de Husayn bin Nümeyr öldürülür. Ubeydullah’ın kafası, savaş sonunda kesilen diğer 70 kafa ile birlikte Kufe’ye, Muhtar’a gönderilir ve şehirde teşhir edilir.[9]
Kufe ve Musul’da yaşanan bu iki olay, Kerbela’nın intikamına yönelik ilk (ve belki de son) başarılı adımlar olur.
Notlar:
[1] Muhtar’ın Ehl-i Beyt yanlısı tavrına dair bir diğer önemli ayrıntı ise, 680 yılında Hüseyin’i temsilen Kufe’ye gelen Müslim bin Akil’in Ubeydullah tarafından öldürülmesine tepki göstermesidir. Muhtar, bu tepkisi nedeniyle Kufe Valisi Ubeydullah bin Ziyad tarafından hapsedilir. Muhtar, dönemin Harameyn valisi olan eniştesi Abdullah bin Ömer sayesinde hapisten kurtulur. (Vali Abdullah bin Ömer, konuyu Yezid’e yazarak ondan ricacı olur. Onun ricası üzerine Yezid, Ubeydullah’a bir mektup gönderir. Muhtar, bu şekilde serbest kalır.)
[2] Arap olmayan, ancak Arap müslümanların himayesinde bulunan müslümanlara mevali denir. Mevali, mevla kelimesinin çoğuludur ve (bu bağlamda) köleler anlamına gelir. Kufe’deki mevali, daha çok Farslı olan (ve dolayısıyla da Farsça konuşan) kimselerden oluşur. Bu kimseler, 636 yılında gerçekleşen ve müslümanların Sasani Devleti’ne karşı ilk büyük zaferleri olan Kadisiye Savaşı’ndan sonra müslüman olurlar. Ancak, Arap yöneticiler ve halk, mevaliyi kendileri ile eşit görmez ve sınıflı bir toplum yapısı ortaya çıkarırlar. Hatta, müslüman oldukları halde kimi dönemlerde mevaliden cizye dahi alınır. Emevilerin müslümanların değil Arapların iktidarı olduğu yönünde bir algı doğuran bu gibi ayrımcılıklar, zaman içinde, geniş bir tabana sahip olan bir muhalefet ortaya çıkarır. Bu muhalefet, 750 yılında Abbasilerin Emevi iktidarını yıkmalarına yardımcı olan faktörlerden biri olur.
[3] İbrahim bin Malik El-Eşter, Dördüncü Halife Hz. Ali’nin kumandanlarından olan, yine onun iktidarı döneminde Mısır valiliğine atanan ve bu görevdeyken (muhtemelen Muaviye tarafından) zehirletilenMalik bin Haris’in oğludur. İbrahim, gayet zeki bir insan ve yetenekli bir kumandan olarak tanınmaktadır. Bu nedenle, Muhtar, onu kendi saflarına dahil etmek ister ve ona bu yönde bir çağrıda bulunur. Ancak, İbrahim bu teklife sıcak bakmaz. Bir süre sonra, Muhtar, ona Muhammed bin Hanefiyye’den geldiğini söylediği bir mektup iletir. Mektup, İbrahim’den Muhtar’a tabi olmasını istemektedir. İbrahim, Muhammed’e olan saygısı gereği “Hayır” diyemez. Ancak, mektubun gerçekten Muhammed bin Hanefiyye’den geldiğinden de emin değildir. Zira, kendisi daha önce Muhammed ile bizzat yazışmışsa da, onun kendisine “Mehdi” olarak atıfta bulunduğuna ilk kez bu mektupta şahit olmuştur. Bu şüphesini, ilgili mektubu getirenlere iletir. Orada bulunanların çoğunun mektubu Muhammed bin Hanefiyye’nin yazdığına şahit olduklarını söylemesi üzerine, İbrahim, Muhtar’a tabi olur.
[4] Zaferin ardından esir alınan 300 kişi ile ilgili anlatı, bu savaş özelindeki en ilginç detaylardan biridir. Savaşa hasta olarak giden komutan Yezid bin Enes, savaşın sonunda artık ölüm döşeğindedir ve konuşacak hali dahi kalmamıştır. Ona esirleri ne yapacakları sorulduğunda, Yezid, zorla konuşarak, “Öldürün” der. Esirler öldürülmeye başlanır. Yezid’in sesini çıkarak hali kalmadığında, bu sefer, “Devam edin” dercesine eliyle işaret etmeye başlar. Buna da hali kalmadığında, kaşlarıyla işarete devam eder. Yezid, bu şekilde ölür. Esirlerin de tamamı öldürülür.
[5] Komutan Yezid bin Enes’in ölümü de bu noktada etkilidir. Kufeliler, boyutunu kestiremedikleri bir riske girmek yerine, zafer kazanmış olarak geri çekilmeyi ve bu şekilde karşı taraf üzerindeki güçlü imajlarını ve psikolojik üstünlüklerini korumayı tercih ederler.
[6] Mevalinin içinde bulunduğu (yukarıdaki dipnotta yer alan) şartların Muhtar idaresinde değişmiş olması, ilgili Arap eşrafın isyanının öncelikli nedenidir. İlgili kişiler, “Düne kadar emrimizde olan bu insanlar, şimdi sözümüzü dinlemez oldular” derler ve eski statülerinin daha fazla tehlike altına girmesini istemezler. Bu çerçevede, mevalinin kendilerinden farklı olduğu (örneğin, Arapça konuşmadığı) yönündeki ayrımcı ifadelere rastlamak da zor değildir.
[7] Basra, Abdullah bin Zübeyr’in kontrolündedir. Abdullah, Kufe’deki gelişmelerin ardından, kardeşi Mus’ab bin Zübeyr’i Basra’ya vali atamıştır.
[8] Dicle’nin kollarından biri olan Hazir Nehri yanında gerçekleştiği için, bu savaşa Hazir Savaşı şeklinde atıfta bulunulur.
[9] Aynı kafalar, sonra bir de Mekke’de teşhir edilecektir.

TEVVABİN HAREKETİ

[7 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Mervan‘ın takriben 10 ay süren halifeliği zarfında meydana gelen dikkate değer olaylardan biri de, Kufe merkezli Tevvabin hareketinin gerçekleştirdiği Şam (ve daha spesifik olarak da Ubeydullah bin Ziyad) karşıtı mücadeledir. Tevvabin hareketinin kökeni, 680 yılındaki Kerbela hadisesine dayanır. Şöyle ki, Hüseyin’i Mekke’den Kufe’ye davet eden bir grup Kufeli, Hüseyin’in ölüm haberini alınca büyük bir pişmanlık duymuştur. Zira, Hüseyin’in şehre yaklaşırken yolunun kesilmesinden Kerbela’da katletildiği ana dek yaşadıkları esnasında onu yalnız bırakmış ve bu şekilde katline ortak olmuşlardır. Çok büyük bir günah işlediklerini düşünen bu Kufeli grup, geri kalan ömürlerinde Hüseyin’in mücadelesine sahip çıkmaları ve belki bu uğurda ölmeleri durumunda bu günahlarının bir ihtimal affolacağını düşünürler. Pişmanlık içeren bu tavırları nedeniyle, (tövbe edenler manasında) Tevvabin olarak anılırlar.[1]
Kerbela’nın ardından şekillenmeye başlayan Tevvabin hareketi, Yezid’in ölümüne kadar (yani 680 ila 683 arasında) gizli faaliyet gösterir.[2] 684 yılında Kufe’nin Emevi kontrolünden çıkmasının ardından, hareketin lideri Süleyman bin Surad bir intikam hazırlığına girişir.[3] İntikamdan kasıt, başta Ubeydullah bin Ziyad olmak üzere Hüseyin’in ve yakınlarının katledilmelerinde sorumluluğu olan herkesi cezalandırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, sefer hazırlıkları başlar. Civar şehirlere de davet gönderilir. Basra ve Medain’deki Ehl-i Beyt yanlıları da, desteklerini bildirirler ve katılım sözü verirler.
Nihayet, Süleyman bin Surad, farklı bölgelerden sefere katılacak herkesle 15 Kasım 684 tarihinde Kufe yakınlarındaki Nuhayle’de buluşma kararı alır. Büyük günden önceki gece Kufe Camisi’nde yatsı namazını kılan katılımcılar, “Hüseyin için intikam” nidalarıyla yola çıkarlar. Ancak, Süleyman, Nuhayle’ye vardığında, sadece 4.000 kişinin sözünü tutarak buluşma yerine geldiğini görür. Söz verenlerin takriben dörtte üçü randevu yerine gelmemiştir.[4]Bunun üzerine, Süleyman, üç gün daha Nuhayle’de bekler. Bu esnada, adamlarını Kufe’ye göndererek, söz verip de gelmeyenlerin yeniden çağrılmasını sağlar. Bu şekilde, 1.000 kişinin daha Nuhayle’ye gelmesini sağlar.
Ordu, 19 Kasım’da Nuhayle’den ayrılır. İlk olarak (takriben 90 kilometre kuzeydeki) Kerbela’ya gidilecek ve şehitlik ziyaret edilecektir. Ancak, yol üzerinde 1.000 kişinin daha kafileden ayrıldığı fark edilir. 20 Kasım sabahı Kerbela’ya varan kafiledekiler, günün tamamını orada geçirirler. Gün boyu, şehitlikte gözyaşı dökülür, tövbeler edilir… Yeniden yola çıkıldıktan sonra ise, önce (Deyr-i Zor’un hemen güneyindeki) Karkisiye’ye, ardından da, (bugün itibariyle Urfa’nın Suriye sınırındaki Ceylanpınar ilçesine karşılık gelen) Aynülverde’ye varırlar.

Aynülverde Savaşı

İki tarafın öncü kuvvetleri arasındaki ilk çatışmalarda, Tevvabin ordusu, üstünlük gösterir. Arkadan gelen asıl Emevi ordusunda ise, 12.000 kişi vardır. İki taraf karşı karşıya geldiğinde, Emevi komutan Husayn bin Nümeyr, Kufelileri Şam halifesi Mervan’a biat etmeye davet eder. Cevaben, Süleyman bin Surad ise, Ubeydullah bin Ziyad’ın (öldürülmek üzere) kendilerine teslim edilmesini ister. Bu istekler, her iki taraf için de pek kabul edilebilir türden değildir.
Çatışmalar, 4 Ocak 685 günü başlar. Tevvabin ordusunun, Emevilere üstünlük sağlaması üzerine, Ubeydullah, savaşın ikinci gününe yetişecek şekilde 8.000 kişilik bir destek gönderir. İkinci gün boyunca da savaş devam eder. (Sadece namaz vakitlerinde ara verilir.) Gün sonunda, her iki taraf da zarar görmüş olsa da, durum eşit gibidir. Üçüncü gün, Emevi ordusuna bu sefer 10.000 kişilik ikinci bir takviye ulaşır. Tevvabin ordusu, kendisinden bu denli büyük bir ordu ile baş edemez. Dört bir yandan saldırı altında kalan Kufeliler, büyük bir yenilgiye uğrarlar. İçlerinden sadece birkaçı sağ kurtulur.[5]Tevvabin hareketi bu şekilde sona erer.
Notlar:
[1] Tevvabin, başlangıçta, ekseriyetle Kufe’nin 60 yaş üzeri erkeklerinden oluşan takriben 100 kişilik bir gruptur. Hareketin önde gelenleri arasında beş kişinin adı geçer: Süleyman bin Surad, Müseyyeb bin Necebe, Abdullah bin Sa’d, Abdullah bin Val ve Rifaa bin Şeddad. Bu beş kişi, Kerbela’dan kısa bir sonra Süleyman bin Surad’ın evinde toplanmaya başlar ve bir süre sonra onu kendilerine lider seçerler.
[2] Süleyman bin Surad, 592 yılında, Mekke yakınlarındaki Merruzahran’da doğar. Asıl adı Yesar’dır. Müslüman olmasının ardından, Hz. Muhammed ona Süleyman ismini verir. Süleyman, Hz. Ali taraftarıdır. Hz. Ali’nin ölümünün ardından, Hasan’a da biat eder. Muaviye’ye ise karşıdır. Hatta, Hasan’ın halifeliği Muaviye’ye bırakmasını kabullenmek istemez. 670 yılında Hasan’ın ölümünden sonra, Hüseyin’e halifeliğe talip olması durumunda ona destek olacağını bildiren Ehl-i Beyt yanlıları arasındadır. Süleyman, 680 yılında Muaviye’nin ölümünden sonra ise, Mekke’de bulunan Hüseyin’e mektup yazarak onu Kufe’ye davet eden grup içindedir. Ne var ki, Hüseyin, Kufe’ye yaklaştığında Süleyman ve diğer Hüseyin yanlıları onun yanına gitmezler ve yanında bulunan akarabalarıyla birlikte onun Kerbela’da katledilmesine neden olurlar.
[3] Kufeliler, Vali Ubeydullah bin Ziyad’ın şehirde olmadığı bir zamanda, vekili Amr bin Hureys’e karşı ayaklanırlar. Kufe yönetimini ele geçirmelerinin ardından, bağlılıklarını bildirdikleri Abdullah bin Zübeyr, Kufe’ye Abdullah bin Yezid’i vali tayin eder.
[4] Bu noktada, ilk önce Hüseyin’in Kufe eşrafı içindeki katilleri üzerine gitmeyi önerenler olur. Ancak, Süleyman bin Surad, katliamı gerçekleştirenlerin çoğu Kufe’de olsa da, buna onay vermek istemez. Çünkü, böyle bir saldırı sonrasında, herkes, arkadaşını, kardeşini ya da babasını ordu içindeki bir başkasının öldürdüğünü düşünecektir. Daha sonra da, Kufe valisi Abdullah bin Yezid, Süleyman’a bir mektup gönderir ve biraz daha beklemesini, daha sonra Ubeydullah bin Ziyad’a karşı birlikte savaşmayı teklif eder. Ancak, Süleyman beklemek istemez ve yoluna devam eder.
[5] Hareketin ileri gelenlerinden ise, Rifaa bin Şeddad haricinde tamamı hayatını kaybeder.

MERVAN DÖNEMİ

[3 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]
Mervan’ın babası Hakem bin Ebi As, 630 yılında, Mekke’nin fethinden hemen sonra (muhtemelen gönülsüzce) müslüman olur.[1] Mervan, o sırada henüz çocuk yaştadır. Fethin ardından Medine’ye taşınırlar. Ancak babası Hakem, Medine’de iken Hz. Muhammed’e olan düşmanlığının sürmekte olduğunu ima eden bir dizi şüpheli davranış sergiler. Hz. Muhammed’in kapısını dinler, yürüyüşünü taklit etmek suretiyle onunla alay eder ve müslümanların bazı sırlarını Mekkeli putperestlere aktarır. Bunun üzerine, Hz. Muhammed, Hakem ve ailesini Taif’e sürer.
632 yılında Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, ilk iki halife, bizzat peygamber tarafından sürülmüş olan birini Medine’ye geri kabul edemeyeceklerini söyleyerek Hakem ve ailesini Taif’te tutarlar. Ancak, 644 yılında halife olan Hz. Osman, Emevi ailesinin diğer mensupları ile birlikte Hakem’in konumunu da güçlendirir ve aile üzerindeki sürgün kararını kaldırır. Artık yirmili yaşlarına gelmiş olan Mervan, bu dönemde babası ile birlikte Medine’ye gelir. Halife ile birlikte çalışmaya başlar. Kuran hakkında bilgilidir. Bu sayede, Kuran’ı kitaplaştırması esnasında Hz. Osman’a yardımcı olur. Yine Hz. Osman döneminde katıldığı seferler sonrasında aldığı ganimetlerle hatırı sayılır bir servet edinir ve Medine’nin sayılı zenginlerinden biri olur.[2]
656 yılında, Hz. Osman öldürülünce, Mervan, onun kanının hesabını soran (kendisinin de mensubu olduğu) Emevi ailesi birlikte hareket eder.[3] Hz. Ali’ye biat etmez. Hatta, Cemel’de ona karşı savaşır. Yine Cemel’de, (aşere-i mübeşşereden)Talha bin Ubeydullah’ı bizzat öldürür.[4] Ancak, Cemel Savaşı’ndaki yenilginin ardından Hz. Ali’ye biat eder.
661 yılında Muaviye’nin iktidarı ele geçirmesinin ardından, Mervan siyaseten de güçlenir. Muaviye onu önce Bahreyn, 662 yılından itibaren de Haremeyn valiliği ile görevlendirir.[5] 680 yılında Muaviye’nin ölümünün ardından, Mervan bu kez de Hüseyin’e karşı Yezid’in yanındadır.[6] 683′te Yezid’in ölümü ise, hem Emeviler hem de Mervan için yeni bir dönemin başlangıcı olur.

Mervan’ın halifeliği

Otuzlu yaşlarında ölen Yezid’in ardından, Şam’da ciddi bir yönetim krizi yaşanır. Şöyle ki, Yezid’in oğulları, genç ve tecrübesizdir. Dolayısıyla da, bu zor dönemde Abdullah bin Zübeyr ile mücadele edebilmeleri zordur. Neredeyse bütün eyaletlerde Abdullah bin Zübeyr’e olan desteğin güçlü olmasının da etkisiyle, Emevi hâkimiyeti yok olma noktasına gelir.
Bu şartlar altında, pek çok diğerleri gibi Mervan da, artık müslümanların yeni lideri olarak öne çıkan Abdullah bin Zübeyr’e biat etmeye karar verir ve yola çıkar. Ancak, yol üzerinde, Suriye’ye gitmekte olan Ubeydullah bin Ziyad ile karşılaşır. Ubeydullah, onu Suriye’ye dönüp halifelik mücadelesi vermeye ikna eder. Ubeydullah’ın argümanları ikna edicidir: Mervan artık 60 yaşına gelmiştir. İdari tecrübesi, bilgisi ve yeteneği itibariyle Kureyş’in en muteber kişisi durumundadır. İnsanlar çok genç yaştaki bir veliahta biat etmekte tereddüt edecek olsalar da, bu durum kendisi için geçerli olmayacaktır. Dolayısıyla da, Ebu Süfyan’ın oğullarından alınıp ona verilecek bir liderliğininEmevilere bir çıkış yolu sunabilmesi muhtemeldir.
Bu düşünce, Şam’ın takriben 80 kilometre güneybatısındaki Cabiye şehrinde bir araya gelen Suriye ileri gelenlerince de kabul görür ve 684 yılının Haziran ayında, Mervan’ın halifeliği üzerinde uzlaşma sağlanır. Yezid’in küçük oğlu (ve Şubat ayında ölen halife II. Muaviye’nin kardeşi) Halid bin Yezid ise, Mervan’a veliaht tayin edilir.[7]
Halife olarak biat alan Mervan, konumunu öncelikle Şam’da sağlamlaştırmak ister. Bu amaçla da, yıllarca Emevilerle birlikte hareket etmiş olmasına rağmen artık Abdullah bin Zübeyr’i destekleyen (ve bu nedenle Cabiye’deki toplantıya katılmayan) Dahhak bin Kays üzerine yürür.[8] Şam yakınlarındaki Merc-i Rahit’te yaşanan savaş, birkaç hafta sürer ve Ağustos ayının ortalarında, Mervan’ın zaferi ile sonuçlanır.
Mervan, bu zaferin ardından, Abdullah bin Zübeyr’e bağlı olan Mısır eyaleti üzerine yürür. İkinci bir zafer kazandıktan sonra, oğlu Abdülaziz’i Mısır’a vali atayıp Şam’a geri döner.[9]

Mervan’ın ölümü

Mervan, bir yandan da, hilafeti kendi çocuklarına devretmenin yollarını aramış, bu amaçla, halifeliği devraldıktan kısa bir süre sonra Yezid’in dul kalan karısı Fahite ile evlenmiştir. Bu, siyasi bir evliliktir. Zira, Mervan, yaşı küçük olduğu için Cabiye toplantısında şimdilik halife değil veliaht olması daha doğru bulunan Halid’in annesi ile evlenmek suretiyle, onu kendisine göre daha ikincil bir konuma düşürmüş olur. Ardından da, kendi oğulları Abdülmelik ve Abdülaziz’i veliaht atar.
Mervan, bununla da yetinmeyip, Halid hakkında olumsuz bir intiba uyarmaya çalışır. Halid hakkında ileri geri konuşmayı ve onu Şam eşrafı önünde küçük düşürmeyi ve alay konusu etmeyi alışkanlık edinir. Halid’in bu duruma içerleyen annesi Fahite, bir gece, uyumakta olan Mervan’ı yastık ile boğar. (Nisan/Mayıs 685)
Mervan, takriben 10 ay süren halifeliğinin ardından, bu şekilde hayatını kaybeder. Veliaht tayin ettiği oğlu Abdülmelik ise, 20 sene iktidarda kalacak ve iktidarının yedinci senesinde, Abdullah bin Zübeyr’i yenerek Emevi iktidarını zafere taşıyacaktır.
Notlar:

[1] Hakem bin Ebi As, üçüncü halife Hz. Osman’ın amcasıdır. Bir başka deyişle, Mervan ile Osman, amca çocuklarıdır.

[2] Mervan’ın etnik aidiyeti hakkındaki ilginç bir detay ise, babaannesi Mariye’nin Ermeni bir esirin kızı olmasıdır. Bu noktada, enteresan bir anekdottan da söz edilebilir. Yezid’in ölümünün ardından Vali Velid bin Utbe, Hüseyin’i makamına çağırıp ondan yeni halifeye biat etmesini istediğinde, Mervan da oradadır. Hüseyin, kendi konumundaki bir insanın gece vakti tek başına vereceği biatın çok anlamlı olmayacağını, ertesi gün halkın içinde biat edeceğini söylediğinde, Mervan onun bu tavrını şüpheli bulur. Bunun üzerine, Vali Velid’e, Hüseyin’i Yezid’e biat etmeden salıvermemesi, hatta biat etmemesi durumunda onu öldürmesini söyler. Mervan’ın bu tavrına öfkelenen Hüseyin, ona “Ey mavi gözlü kadının oğlu!” diye hitap eder. Bu hitap, Mervan’ın Ermeni kimliğine bir atıf olarak yorumlanmaya da müsaittir ve dönemin Araplarının Ermenilere olumsuz bakışları dikkate alınacak olursa, bir tür dışlayıcılık ya da ayrımcılık olarak da yorumlanmaya müsaittir.
[3] Mervan, 656 yılında Hz. Osman’ın evi muhaliflerce kuşatma altına alındığında, onu savunanlar arasında yer alır ve bu süreçte yaralanır.
[4] Mervan, Talha’yı, Hz. Osman’ın katilleri (ya da en azından ölümünün sorumluları) arasında sayar.
[5] Mervan’ın Harameyn valiliği, önce 662 ila 669, daha sonra da 674 ila 676 yılları arasında olur.
[6] Mervan, Yezid’e, Medine ve Mekke’deki muhaliflerine karşı da şiddet kullanmasını önerir. Dolayısıyla, Harre Savaşı ve Mekke Kuşatması’na yol açan süreçte de etkilidir. (Bütün bunlar yaşanırken, Mervan’ın Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin ile ilişkisinin hep iyi kalmış olması ayrıca dikkate değerdir.)
[7] İkinci veliaht ise, Amr bin Said’dir.
[8] Dahhak bin Kays, bölgedeki iki büyük kabileden biri olan (Hicaz ve batı Arabistan kökenli) Kays’ın lideridir. Muaviye, (Yemen kökenli olan) diğer kabile Kelb ile evlilik bağı kurduğundan, Kelb ile rekabet halindeolan Kays mensuplarının Abdullah bin Zübeyr’e yönelmelerinin kolaylaşmış olduğu söylenebilir.
[9] Mervan, Irak ve Medine üzerine de birer ordu gönderse de, başarı elde edemez.

ABDİMENAF'IN ÇOCUKLARININ İKTİDAR SAVAŞI

[27 Nisan 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Yezid, 11 Kasım 683 tarihinde Şam’da ölür. Haberin Mekke’ye ulaşması zaman aldığından, Suriye ordusu ile Mekkeliler arasındaki çatışmalar bir süre daha devam eder.
Yezid’in ölüm haberi, önce Mekkelilere ulaşır. Mekkeliler, Suriye ordusuna “Zaliminiz öldü” diye seslenirler, ve ardından da, onun gittiği yere [cehenneme] gitmek isteyenlerin savaşmaya devam edebileceklerini söylerler. Bu haber üzerine, Suriye ordusu komutanı Husayn bin Nümeyr, Mekkeliler arasından (eskiden beri tanıdığı ve sözüne itimat ettiği) Sabit bin Kays bin Munka’nın bu bilgiyi teyit etmesini ister. Sabit, haberi teyit eder. Bunun üzerine, Husayn çatışmaları durdurur ve Abdullah bin Zübeyr ile görüşmek üzere Mekkelilerin tarafına geçer.
Bu esnada, bu ikili arasında enteresan bir diyalog da yaşanır… Şöyle ki, atlarının dışkısına güvercinlerin üşüştüğünü gören Husayn, hemen atını durdurur. Abdullah bin Zübeyr, ona ne yaptığını sorunca da, (hayvanlar dahil hiçbir canlıya zarar verilmemesi gereken) Harem bölgesinde bulunduklarını, bu nedenle de atının güvercinleri ezmesini istemediğini söyler. Abdullah bin Zübeyr, bu cevaba şaşırır ve Husayn’a, hem Harem bölgesindeki güvercinlere zarar vermekten çekindiğini, hem de haftalardır Harem’de müslüman öldürdüğünü söyler. Husayn ise, cevaben, savaşmak istemediğini belirtir ve sadece Suriye’ye dönmeden önce umre yapmalarına müsaade etmesini ister. Abdullah bin Zübeyr, bu isteği kabul eder.
Yaptıkları görüşmede, Husayn, Abdullah bin Zübeyr’e, Yezid’in ölümüyle birlikte artık halifelik için en uygun kişi haline geldiğini ve kendileriyle birlikte Suriye’ye gelmesi durumunda ona biat edeceklerini de söyler. Abdullah, bu teklifi (muhtemelen tehlikeli bulduğu için) kabul etmez ve eğer istiyorlarsa, kendisine Mekke’de de biat edebileceklerini belirtir. Husayn ise, (belki hile yaptığından, belki Şam’daki yöneticilerin tepkisinden çekindiğinden) bunu yapmaya yanaşmaz.
Neticede, Şam ordusundakiler, umre yapıp geri dönerler. Abdullah bin Zübeyr ise, Mekke’de kalır ve o ana dek nisbeten gizlice yaydığı halifeliğini artık ilan eder. Şam haricindeki yerlerde, müslümanlar zaten ekseriyetle ondan yanadır ve birbirleri ardından ona biat ederler. Arabistan Yarımadası, Irak ve Mısır, artık Mekke merkezli yeni hilafetten yana gibidir. Dahası, çok geçmeden, İslam dünyasının geri kalanı da bu yeni merkeze konsolide olacak gibi görünmektedir. Zira, Yezid sonrasında bir lidere sahip olmayan Emeviler, artık Şam’da dahi hakimiyet kurmakta zorlanmaktadır. (Bölgenin en etkili kabilesinin lideri Dahhak bin Kays, de facto olarak Abdullah bin Zübeyr adına Şam’ı yönetmektedir.) Filistin ve Kuzey Suriye’de bile Abdullah bin Zübeyr’i destekleyenler çoğunluktadır. Yeni bir dönem başlamış gibidir.[1]

Yezid’den sonra Suriye

Abdullah bin Zübeyr’in avantajlı duruma geçmesinde, Yezid’in ölümünün ardından Şam’da ciddi bir otorite boşluğu doğmuş olmasının payı önemlidir. Şöyle ki, Yezid’den sonra, oğlu Muaviye halife olur. Ancak, II. Muaviye, hem yaşça küçük, hem de tecrübesizdir.[2] Dahası, sağlığı da iyi değildir. Halifeliği takriben iki ay sürer.[3] II. Muaviye, halifelik döneminin tamamına yakınını sarayda ve hasta vaziyette geçirir.[4] Bu süre zarfında, devlet işleriyle Dahhak bin Kays ilgilenir.[5]
II. Muaviye, (muhtemelen) 29 Şubat 684 tarihinde ölür.[6]Arkasından veliaht da bırakmamıştır.[7] Kardeşi Halid ise, halifelik yapabilecek yaşta ya da donanımda değildir.[8] Bu şartlar altında, Emeviler için her şey bitmiş gibidir. Onyıllardır Emevilere hizmet etmiş olan Dahhak bin Kays dahi, Abdullah bin Zübeyr’e biat etmenin doğru olacağı fikrindedir.
Yezid’in ölümünün ardından Mekke’den Suriye’ye geri dönen ordunun başındaki Husayn bin Nümeyr de aynı kanaattedir. Zira, Abdullah bin Zübeyr’in, kendilerinden biat almaması durumunda Suriye üzerine yürümesi ihtimalinden çekinmektedir. Mervan bin Hakem ve Amr bin Said de ona hak verirler ve Abdullah bin Zübeyr’e biat etmek üzere Mekke yolculuğuna hazırlanırlar.
Tam o esnada, basit ama önemli bir gelişme yaşanır. Dört sene önce Kerbela’da Hüseyin’i öldürten, Yezid’in birkaç ay önceki ölümünün ardından II. Muaviye’nin halifeliğini tanımayıp Basra’da kendisi için halife olarak biat alan, ancak sonradan bir isyanla karşı karşıya kalınca Basra’nın eyalet hazinesinin bir kısmını kardeşlerine dağıtıp, geri kalanını da kendi yanına alıp şehirden kaçarak Suriye’ye gelen Ubeydullah bin Ziyad, yeni bir adım atar. Abdullah bin Zübeyr’e biat etmek üzere Mekke’ye gitmeye hazırlanan Mervan’a, kendisinin artık Kureyş’in lideri pozisyonunda olduğunu, dolayısıyla insanların onu dinleyeceğini hatırlatır, ve buradan hareketle de Şam’da kalıp halifelik için biat almasını tavsiye eder. Ubeydullah, bir hareket planı da sunar: Mervan, Emevilerin yoğun olarak bulunduğu Tedmur’da halktan biat alacaktır. Ardından, onyıllarca Emevilere hizmetine rağmen bugün Abdullah bin Zübeyr’den yana davranmaya başlayan Dahhak bin Kays’ın üzerine yürüyerek önce Şam’a, sonra da Suriye’ye hâkim olacak, ve adım adım Emevi hakimiyetini yeniden kuracaktır.
Mervan, ikna olur ve Ubeydullah’ın bu dediklerini bir bir yapar. Dahası, planın her adımı başarıyla yürür. Ebu Süfyan’ın çocuklarının elinde yok olmak üzere olan Emevi iktidarı, bu sefer onun kuzenleri sayesinde küllerinden yeniden doğar.[9]Emeviler, sadece sekiz sene içinde, yeniden (ve bu sefer rakipsiz olarak) İslam dünyasının hakimi olurlar.
Ubeydullah bin Ziyad, İslam tarihini bir kez daha alt üst edecek bir iş yapmıştır.
Notlar:

[1] Abdullah bin Zübeyr, Ümeyyeoğulları ailesinden olup da Mekke ve Medine’de yaşayanları (muhtemelen ikinci bir Harre tecrübesi yaşamak istemediği için) Suriye’ye tehcir eder. Bu kişiler, Şam’ın takriben 200 kilometre kuzeydoğusundaki Tedmur’a yerleşirler.

[2] II. Muaviye’nin yaşı için farklı kaynaklar 17 ila 23 arasında değişen farklı rakamlar verirler.
[3] II. Muaviye’nin halifeliği için farklı kaynaklar 20 gün ila dört ay arasında değişen farklı süreler verirler.
[4] II. Muaviye’nin hastalığının tam olarak ne olduğu belli değildir.
[5] Dahhak bin Kays, Muaviye döneminden itibaren hep Emevilerin tarafında yer almış, Sıffin Savaşı’nda Muaviye’nin ordusunda komutanlık yapmış, sonraki dönemde de çeşitli askerî ve idari görevler almış biridir.
[6] II. Muaviye, Şam’daki Babü’s-sağir kabristanına, babası Yezid’in yanına defnedilir.
[7] Kimi rivayetlere göre, II. Muaviye, bir veliaht tayin ederek bundan ötürü doğabilecek çatışmaların vebalini almak istememiştir. Onun, kısa hilafeti döneminde veliaht konusunu düşünememiş ya da uygun bir aday tespit edememiş olması da mümkündür. O güne dek, taht için (idarecilik tecrübesi de bulunan) Yezid’in kuzeni Velid bin Utbe üzerinde de durulmuştur. Ancak, Velid, II. Muaviye ile (belki de aynı gün) vebadan ölür. (O günlerde bir veba salgını yaşandığı için, II. Muaviye’nin de vebadan ölmüş olması ihtimal dahilindedir.)
[8] Halid’in yaşı da kesin bilinmemektedir. Abisi Yezid öldüğünde, Halid’in yaşının 15 ila 22 arasında olduğu tahmin edilir. Halid hiçbir zaman halife olamaz. Ancak, ölene dek, (takriben 20 sene) Suriye’nin Humus şehrinde valilik yapar. Onu asıl ünlü kılan ise, simya alanında yaptığı çalışmalar ve yazdığı eserler olur. Hatta, onun bu çalışmalarının, altın ve gümüş üretmenin formülünü bulup büyük bir zenginlik elde etme ve bu şekilde halifeliği Abdülmelik bin Mervan’dan geri alma amacına yönelik olduğunu düşünenler de olur.
[9] Ümeyye, Ebu Süfyan’ın dedesi, ve dolayısıyla da, Yezid’in dedesinin dedesidir. (Ümeyyeoğulları ve Emeviler ifadeleri, bizzat ona atıfta bulunur.) Mervan ise, Ümeyye’nin diğer oğlundan olan torununun oğludur. Bu iki aile, aynı dedenin çocuklarıdır. (Ümeyye’nin dedesiAbdimenaf ise, Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib’in dedesidir. Yani bütün bunlar, aslında bir bakıma Kureyş içindeki farklı aileler arasındaki mücadelenin hikâyesi.)