26 Kas 2013

BİR KADINLA GÜZELLİĞİ İÇİN EVLENMEK DOĞRUYSA BİR ERKEKLE PARASI İÇİN EVLENMEK DE DOĞRUDUR







BU ÇOCUĞUN BABASI KİM ?

"Şiddetli geçimsizlik nedeniyle 10 yıllık eşinden boşanmak için dava açan Ş.B. adlı koca, sekiz yaşındaki çocuğunun, kendisinden olmadığını mahkemede öğrendi. Boşandıktan sonra çocuğunun babasını arayan anne Y.B. ise üç kişiye "babalık davası" açtı. Ancak hiçbiri çocuğun babası çıkmadı.

ANKARA Adliyesi’nde açılan bir boşanma davası, son derece çarpıcı gelişmeleri de beraberinde getirdi. Bir kamu kuruluşunda devlet memuru olarak çalışan Y.B. isimli kadına karşı kocası Ş.B.; "Şiddetli geçimsizlik" nedeniyle boşanma davası açtı. Koca Ş.B., mahkemede çocuğunun veláyetinin kendisine verilmesini de istedi. 

Ancak çocuğunun veláyetini babaya vermek istemeyen Y.B., yıllardır sakladığı gerçeği itiraf etmek zorunda kaldı. Y.B., mahkemede çocuğun kocasından olmadığını açıkladı. 

Bunun üzerine mahkeme, babalık testi yapılmasına karar verdi. Gelen sonuçta çocuğun babasının Ş.B. olmadığı anlaşıldı. Sekiz yıl kendi evladı gibi baktığı çocuğun başkasından olduğunu öğrenen baba, veláyet talebinden vazgeçti ve boşanmak istediğini söyledi. Hákim, çiftin boşanmasına karar verdi.

Y.B., boşandıktan sonra çocuğunun babasını bulmak için harekete geçti. Y.B., çalıştığı kurumda duyulmaması için babalık davalarını yakınlarının ikámet adresini göstererek Ankara dışındaki mahkemelerde açtı. Y.B. avukatları aracılığı ile önce bir market sahibine, ardından bir taksiciye, son olarak da bir mağaza sahibine babalık davası açtı. Ancak bütün davalarda sonuçlar negatif çıktı, Y.B. çocuğunun gerçek babasını bulamadı. Bunun üzerine çocuğunun babasının kim olduğunu aramaktan vazgeçen Y.B.’nin yaşadıkları, görev yaptığı kurumda duyulunca, Ankara dışına tayini çıkarıldı."

  • Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.   (Mümtehine Suresi / 12)

22 Kas 2013

MISIR TARLASINA GİREN İNEK HOCAMIN İNSANLIKTAN ÇIKIŞI(BENİM GÖZÜMDE)

Yıl 1982 mevsimlerden yaz aylardan Haziran. O yıl ortaokul birinci sınıfı takdirle bitirmiş okul birincisi mi ne olmuştum , resmimi okulun girişindeki iftihar tablosuna asmışlardı felan.

Köyde çocuk olmak çalışmaktan geri kalacağınız anlamına gelmiyordu. Yaz tatilinde tarla işlerine yardım edilir ve inek çobanlığına gidilirdi.

Normalde kardeşimle birlikte giderdik çobana o gün yalnız gitmiştim. Dört ineğimiz vardı. İneklerden birisini ismi elmastı. İnanılmaz yaramaz ve ziyancı bir inekti. Başından bir dakika ayrılamaz gözünüzü üstünden bir an bile çeviremezdiniz. Adeta bizi kollar ve en küçük fırsatta komşu ayçiçek,mısır tarlalarına ya da yeşil olarak yenilebilecek ne ekiliyse artık dalıverirdi. Görmeniz de durumu değiştirmez siz koşup onu tarladan çıkarana kadar gidebildiği kadar tarlanın ortasın doğru gider ve kıçına yediği sopalara aldırmadan tarlada ekili olan ne varsa artık (mısır,ayçiçeği) ağzına doldururdu. Hatta çayır dedğimiz yerdeki bir komşu mısır tarlasına tüm engellemelerimize rağmen o kadar zarar vermiştiki artık tarla sahibi Yaşar abi babamdan zararının tazminini istemişti. Öyle lanet bir inekti. Kardeşimle çobana gittiğimizde birimiz mutlaka sadece onun başına beklerdi ve güneşe rağmen ekili tarlanın sınırında beklerdik çünkü gölgeye gitmeye kalmaz tarlaya dalardı elmas hanım.Sadece kendi dalmazdı eğer fırsat verirseniz diğerlerini de peşine takar ve harami çetesi gibi tarlayı yağmalalardı.

Dediğim gibi o gün tek başıma çobana gitmiştim. Babaanne tarafından akraba olan hem de kuran hocam olan (aynı zamanda köyün imamıydı) Yusuf Hoca ve kızları benim inek otlattığım tarlanın yakınındaki mısır ekili tarlaya çapa yapmaya gelmişlerdi. Tarlada beş kişi çapa yapıyorlardı ben inekleri getirdiğimde. O güne kadar kendisin sever itibar gösterirdim.

İnekleri tarlaya saldım. Çobana giden bilir ,inekler çayıra girince bir beş dakika çayırda dolanır ve bir yer beğenir ve oradan otlamaya başlardı ve bir birbuçuk saat etraflarında gezine gezine otlarlardı çok kıpraşmadan sağa sola. Neyse inekler tarlaya yerleştiler,gözüm doğal olarak elmasta. Ziyana gidebileceği tek tarla Yusuf Hocaların çapa yaptığı mısır tarlası diğer tarlalar hep çayır çimen. Hocanın tarlasında da beş kişi çapa yaptığından elmasın cesaret edip tarlaya girebileceğine ihtimal vermediğimden bir süre sonra hem selam vermek (adettendir) hem de başarımı paylaşıp onun takdirlerini toplamak dahası hocayı mutlu etmek başarımdan ötürü. (çocukça öyle düşünmüşüm benim okul başarımdan mutlu olur sevinir diye).

Yanlarına gittim selamım verdim o her zamanki mütebessim çehresiyle selamımı aldı hal hatır sordu. Ben de okuldan ve takdirlerimden bahsetmeye başladım.(ara ara dönüp arkaya bakıyorum elmas yerinde duruyor mu diye ) Baktım asayiş berkemal ben hocayla sohbete daldım.Nasıl okul birincisi olduğumu hayallerimi falan anlatıyorum tatlı tatlı muhabbet ediyoruz anlayacağınız. Sonra birden bir hareketlenme bir patırtı oldu.

Yusuf Hoca elindeki çapayı kaldırıp " ineğin tarlaya girmiş burada muhabbet edeceğine ineğine sahip çıksana, başlarım senin takdirlerinden vs" (tabi bunları adigebze söylüyor) saydırmaya başladı. Yüzündeki tebessüm kaybolmuş yerini düşmanca bir kin bürümüştü adeta. Dönüp baktığımda bizim yaramaz inek elması mısır tarlasının yukarısında mısırların tepelerini afiyetle mideye indirirken gördüm. Sen yukarıdan dolaş gel,tarlada insan var falan aldırma ve hangi ara geldin mübarek. Tabi ben ayaklarım götüme vura vura koşup elması tarladan çıkardım en fazla beş on mısırın tepesini koparmıştı ki mısırlar birkaç güne kalmaz eski haline döneceklerdi yani aslında zarar yoktu.

Elması olması gereken yere yani çayıra getirdikten sonra bir beş dakika kendime gelmek için bekledim. Şok olmuştum zira.Yusuf Hocadan öylesine bir tepki hiç beklemiyordum. Kalbim çok    kırılmıştı. Tarlasının neredeyse yarısını yedikleri Yaşar abi bile böylesine tepki vermemişti. Hem mısırlar yeniden büyüyecekti ki. Bir yandan kafamdan bunlar geçiyor bir yandan Yusuf Hocanın o dehşet yüz ifadesi gözümün önünden gitmiyordu.

Velhasıl o günden sonra Yusuf Hocaya olan bütün sempatim kayboldu ve ondan nefret etmeye başladım. Gerçek yüzünü görmüştüm. Geçenlerde öldüğünü söylediler,umurumda olmadı hala kalbimin kırık olduğunu farkettim.

Bugünkü cemaat ve iktidar arasındaki dershane çatışması bana bu anımı hatırlattı. Sanırım hocaların mısır tarlası onların gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor.

20 Kas 2013

MİGRENİN TEDAVİSİ BULUNMUŞ MUŞ (BEN İLAÇSIZ KURTULDUM HABERİNİZ OLA)

Bu sabah bir haber kanalında vardı haberi, bilim insanları migrenin tedavisini bulmuş muş.

Hayırlı olsun.

Ben 39 yaşıma kadar migren ataklarıyla uğraştım. Başında olan bilir , insanı sosyal hayattan koparan kişiyi yedinci kattan atlatacak kadar ağrısı bezdiren karanlık ve sessiz odanızda atağın geçmesini beklemek zorunda olduğunuz pislik bir hastalıktır migren.

Genlerinizi uyandırın-gizli güçlerinizi keşfedin yazımda alıntıladığım japon atasözünde de isabetle anlatıldığı gibi hastalıklar zihinden kaynaklanır.

Ne oldu 39 yaşımda da geçti migrenim. Kuantum düşünceyle tanıştığım o yaşım. R.Şanal Günseli'nin Kuantum Sıçrama kitabındaki çekirdek inanç çalışmasını yaptım o yıl mayıs ayında dün gibi hatırlarım. Elime kağıdı alıp o beş olayı kağıda yazdığımı ve yazmayı bitirdikten sonra birden ense kökümden bedenime yayılan duygu boşalmasını ve eşime bana bir şey oluyor dediğimi ve sonrasında hıçkırıklarıma engel olamayarak kendimi tuvalete attığımı ve yarım saat hıçkıra hıçkıra ağladığımı.

Sonrasında migrenimle birlikte kabızlık sorunumda bitti.

O  gün bugündür ne migren ağrısı ne de tuvalette sıçacam diye yaptığım ıkınmalarım kaldı. Unuttum doğrusu. Migrenden bahsedildikçe hatırlıyorum migren ağrılarımı.

Her şey psikolojik Şanal'ın dediği gibi. İçinde hapsettiğin duygular varsa migren de oluyorsun,kabız da oluyorsun,kanser de oluyorsun v.s.

Sokakta,yatakta ve hayatta duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edip yaşayabiliyorsan hastalık semtine uğramaz. Tecrübeyle sabit.

18 Kas 2013

KADIN BİLİR SEVİLİP SEVİLMEDİĞİNİ

Star TV’de yayınlanan “Kenan Erçetingöz’le Yüz Yüze” programına konuk olan Gülben Ergen, özel hayatı ve Mustafa Erdoğan’la biten evliliği hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Mustafa Erdoğan için “Beni sevmedi” diyen Gülben Ergen, şunları söyledi: “Mustafa ya da benim hayatıma bir gün biri girerse, onun izahatı mutlaka çocuklara yapılır. Onların bir anneleri ve babaları var. Hayatlarımıza girecek kişiler çocuklarımıza hiçbir zaman anne ve baba olamaz. Evlilik kurumu içinde iki ayrı kurum var. Biri anne-baba diğeri karı-koca. Biz anne-baba olmayı koruyarak artık karı-koca olamadığımız için ayrıldık.
ÇOCUKLARIMI SEVSİN YETER
Dost kalarak daha verimli olacağımızı düşündük. Ayrılığımız hiçbir zaman anne-baba olmamızı etkilemedi. Önemli günlerde hep bir aradayız. Bir babanın çocuklarına verebileceği en büyük hediye annesini sevmektir. Ama sevmedi. Evet aynen öyle oldu, sevmedi. Ben de şimdi şu aşamaya geçtim: Çocuklarımı sevsin yeter… Bu saatten sonra hayatıma girecek insan bu paketi, yani benim yaşamamı kabul edecek biri olmalı.”

Gülben Ergen eski eşi Mustafa Erdoğan ile evliliğini anlattığı söyleşide "Mustafa beni sevmedi" diyor. Doğrudur , kadın bilir sevilip sevilmediğini. Çünkü kadın her sabah uyandığında yüreğine bakar ve orada sevgilisinin goncasını görür. Görmüyorsa o umutla bakmaya devam eder. Sabırlıdır kadın ve koynuna aldığı erkeğin yüreğine de dokunmasını bekler. Lakin erkekler kötü bahçıvanlardır ve gülden pek anlamazlar.

Evlilikte iki ayrı kurum var;biri anne-baba diğeri karı-koca diye ekliyor Ergen. Bu kadar basit ve bu kadar mufassal tanımlanabilir ancak evlilik. Erkekler özellikle evli erkekler düşünsünler koca ve baba kavramları üzerinde. Kadın zaten doğal annedir ama baba olmak için sperma yetmez.

Ağzına sağlık Gülben Ergen.

15 Kas 2013

BİREYSEL HİKAYELER İÇİN ÜNİVERSİTEYE GEREK YOK,MESELA İBRAHİM TATLISES

Bir önceki yazıdaki İbrahim Tatlıses'in ; Urfa'da Oxford vardı da biz mi gitmedik sözü üzerine bir kaç kelam etmek ihtiyacı hissettim.

Birinci mesele;İbrahim Tatlıses'in Oxford takıntısı. Mesela Cem Yılmaz'da Üniversite terk ama kimse bunu dert etmez Cem Yılmaz 'da. İbrahim Tatlıses öncelikle Urfalı yani beyaz türkler için en aşağı tabakadan birisi. Kürt mü bilmiyorum kendisi lakin o bölgeden gelen herkes beyaz türk için, kürt yani ikinci sınıf. Bu ikinci sınıf insan geliyor ve cahil cühela ve aşağılanan soyuna inat beyaz türklerin mahallesine taşınıyor. Cumhuriyetin seçkinci politikalarından ötürü kimse itiraf edemese de bir aşağılık duygusu bünyelere yer etmiş o bölgenin insanında. İbrahim Tatlıses hem kürt hem tahsilsiz hem fakir,üçü bir arada. Beyaz türk mahallesi zoraki katlandığı İbrahim Tatlıses'e arkadan "kıro" dediğinden dolayı (zira kıro kelimesi beyaz türk için kendinden olmayanı aşağılamak için kullandığı bir tabir) İbrahim Tatlıses içten içe bunun ezikliğini içselleştirmiş. Oxford'a gitme argümanı bu eziklikten kurtulamamış bünyenin kadere isyanıdır.Yani İbrahim Tatlıses için beyaz türkleşmenin yolu Oxford yani üniversite (hem de namlısından).

İkinci mesele; beyaz türklerin seçkinci kafası. Hatırlarım Kemer Country İbrahim Tatlıses'e ev satmamakla övünmüştü.(isteyen yirmi yıl öncenin gazetelerini karıştırabilir). Beyaz türk dediğimiz (galatasaray ve robert kolej vs etrafında şekillenen istanbul zenginleri) insanlar kendilerini bu ülkenin efendisi ve doğal olarak sahibi gibi görüyorlar. Bu arkadaşlar aralırına dışardan kimseyi almazlar. Bunların arasına girmek için dönüşmen ve beyazlaşman gerekir. Bu sebepten Galatasaray ve Robert Kolej vb. beyaz türkleşmek için can atan annelerin tek giriş kapısıdır.

DEMEM O Kİ OBAMA ARTIK ZENCİ DEĞİLDİR AMA İBRAHİM TATLISES HALA ZENCİDİR VE İBRAHİM TATLISES'E BU O KADAR ÇOK HİSSETİRİLMİŞTİR Kİ O DEV SES BİLE AŞAĞILIK KOMPLEKSİNE KAPILMIŞTIR.

İbrahim Tatlıses; siktir et sen bunları, seni kıskanıyorlar. Oxford'da okuyup ne yapacaksın biz seni böyle seviyoruz. Oxford sana değil sen Oxford'a bir şeyler katarsın. Sen bireysel bir başarı hikayesisin.

11 Kas 2013

SEYFİ HOCA MUHAFAZAKARLAR VE DEVRİMCİLER ÇUVALLADI DİYOR

Seyfi Hoca köşesinde bir kaç gündür çok önemli tahliller yapıyor (parkta ve evde şiddet gören ve sömürülen insancıklara ne faydası var dersen bir şey diyemem abi) .

Özetle solunda muhafazakarlığın da aynı başarısızlık paydasında eşitlendiğini ve en sonunda paganist kapitalizmin kazanacağını (daimi kazanan) yazıyor.

Yusuf Kaplan'da sahip olma güdüsünün olma haline galip geldiğini yazdı karşı köşede.

Hayırlısı da benim aklım hala parkta kaldı arkadaş.

O kadının(ve benzer bütün hayatlara dokunabilmemiz gerek yoksa anlamsız bir yığın oluruz-olduğumuz gibi-) hayatına karışmayan bir fikir ve kent düzeni ve iyileştirmeyen aynı zamanda adil ve huzurlu olamaz.

Tabi libaralist-kapigtalizmin böyle bir derdi yok.

Cebinde kaç para var senin diyorlar bir şey söyleyince.