Yasin süresinin 70.ayetinde Yüce Yaratıcı kitabın (kuran) hayatta olanları uyarmak için gönderildiğini açıkça belirtir.Lakin biz ölülere okumayı seçiyoruz. Öldükten sonra kitabın bize faydası yok. Adı üstünde diriler için indirilmiş bir hayat kitabı.
Sonunda din olarak geldiğimiz nokta çok ironik.Bahçeli evlerimizi bırakıp bahçeli ev almak için çalışmamız gibi ironik. Tezatlar ve hayat.
Kuran namazda okunmak ya da mezarda okunmak için değil.
10 Oca 2014
9 Oca 2014
İSVEÇ'TE ÖYLE BURADA BÖYLE (BATI ŞAKŞAKÇILIĞI YAPMIYORUM DURUM TESPİTİDİR OLAN)
Geçen akşam Samanyolu kanalında Ayna proğramında seyrettim,İsveç'te bebek arabasıyla otobüse binen bir kadın bilet basmaya çalışırken (ya da ücret ödemeye akbil basmıyorlar muhtemelen) bebek arabası otobüsten kayar ve bebek ölür. İsveç hükümeti (belediyesi artık kimse karar veren) bebek arabası ile otobüse binenlerden ücret alınmaması yönünde bir karar alır.
Vay anasını mı dediniz? Ben de öyle dedim.
Türkiye'de şu var;hiçbir bürokrata hiçbir siyasi iktidar döneminde (bu yapısal bir sorun zira partisel değil) şu işin ruhsatını,onayını niye vermedin,niye geciktirdin ve yatırımcıyı iş adamını mağdur ettin diye sorulmaz.Bu ülkede bürokrata hiçbir şey sorulmaz. Devlet adeta vatandaşa zulmetmek için var bizde.
Biz adam olmayız kafasında değilim. Gayet güzel adam oluruz. Olandan bir eksiğimiz yok.
Köprüden geçerken ücret ödüyoruz bilme farkında mısınız ? Deli Dumrul masalı masal olmaktan çıktı.
Bu ülke için biraz akla ihtiyacımız var sürü modundan çıkmak için. O da yavaş yavaş oluyor.
Sıkıntı yok her şey güzel olacak.
Vay anasını mı dediniz? Ben de öyle dedim.
Türkiye'de şu var;hiçbir bürokrata hiçbir siyasi iktidar döneminde (bu yapısal bir sorun zira partisel değil) şu işin ruhsatını,onayını niye vermedin,niye geciktirdin ve yatırımcıyı iş adamını mağdur ettin diye sorulmaz.Bu ülkede bürokrata hiçbir şey sorulmaz. Devlet adeta vatandaşa zulmetmek için var bizde.
Biz adam olmayız kafasında değilim. Gayet güzel adam oluruz. Olandan bir eksiğimiz yok.
Köprüden geçerken ücret ödüyoruz bilme farkında mısınız ? Deli Dumrul masalı masal olmaktan çıktı.
Bu ülke için biraz akla ihtiyacımız var sürü modundan çıkmak için. O da yavaş yavaş oluyor.
Sıkıntı yok her şey güzel olacak.
8 Oca 2014
HORUSUN GÖZÜ (ÜÇÜNCÜ GÖZ) EPİFİZ BEZİ
Limbik sistemin bir parçası olan bir bezimiz var.Adı sanı pek bilinmez pek konuşulmaz. Mesela Hipofiz bezi kadar meşhur değildir.Beyinin bu bölgeden alınmış yanal kesiti Horus'un gözüne çok benzer.İngilizce Pineal Gland olarak adlandırılır yani kozalakımsı bez. Enteresan olarak bütün kadim uygarlıklarda bu kozalak sembolü vardır.Hatta papalığım merkezinde de bulunur bu sembol.(bakınız ve araştırınız)
Üçüncü göz olarak ta adlandırılır bu epifiz bezi. İki gözümüzün tam ortasında bulunur ve gözlerimizin aksine karanlıkta iş görür.Ve insan için çok hayati hormonlar salgılar.
Hakkında enteresan çalışmalar yapılmış bir bezdir kendisi ve merak edip okumanızı önerip kendi yorumuma geçiyorum.
Anladığım kadarı ile farkındalık merkezimiz. Üst bilinç halleriyle ilişkiye girmemiz için elzem olan dtm hormonunu salgılıyor. Gecenin en karanlık zamanında yapıyor bu işi.Buradan gece namazı ve gece yapılan duaların çokça teşvik edilmesinin bir hikmeti olsa gerek diye düşünüyorum. Zihnin berraklaşmasını sağlıyor ve gecenin o vakitlerinde içinden çıkılmaz görünen sorunlarımıza gündüz aklımıza gelmeyen çözümler buluyoruz bu sayede.İlhama çok açık hale geliyoruz bu hormon sayesinde.Manevi yükselişler yaşamamız için gerekli zihinsel ortamı hazırlıyor bizi bedenin arzularnıdan ve korkularından soyutlayarak.
İşin ilginci bu bezin bebeklikte çok faal ve büyük olması. Yaşlandıkça küçülüyor ve kireçleniyor bu bez.Rüyalarımzla da bir ilgisi olduğunu düşünmeye başladım şimdi.Kendisi fiziki bir organ ama çok metafizik işlevleri var.
Kozalaklı ağaçların herdem yeşil olması da enteresan geldi şimdi bana.Kozalaklı ağaçlar piramidel bir biçimle göğe doğru yükselir.
Kadim bilgeliği yeinden ele almak kaçınılmaz gözüküyor.Adamlar bir şeyler biliyormuş usta. Mitoloji diye geçmeyecen. Aşağıdaki linkten bu bezle ilgili enteresan malumatlar alabilirsiniz.
Üçüncü göz olarak ta adlandırılır bu epifiz bezi. İki gözümüzün tam ortasında bulunur ve gözlerimizin aksine karanlıkta iş görür.Ve insan için çok hayati hormonlar salgılar.
Hakkında enteresan çalışmalar yapılmış bir bezdir kendisi ve merak edip okumanızı önerip kendi yorumuma geçiyorum.
![]() |
| kireçlenmiş epifiz bezi |
İşin ilginci bu bezin bebeklikte çok faal ve büyük olması. Yaşlandıkça küçülüyor ve kireçleniyor bu bez.Rüyalarımzla da bir ilgisi olduğunu düşünmeye başladım şimdi.Kendisi fiziki bir organ ama çok metafizik işlevleri var.
Kozalaklı ağaçların herdem yeşil olması da enteresan geldi şimdi bana.Kozalaklı ağaçlar piramidel bir biçimle göğe doğru yükselir.
Kadim bilgeliği yeinden ele almak kaçınılmaz gözüküyor.Adamlar bir şeyler biliyormuş usta. Mitoloji diye geçmeyecen. Aşağıdaki linkten bu bezle ilgili enteresan malumatlar alabilirsiniz.
3 Oca 2014
"KARİN " MESELESİ ÜZERİNE
| 36. | Rahmân'ın uyarısını görmezden gelmeyi tercih eden kimseye gelince, Biz onun içine öteki kişiliğini oluşturmak üzere [kalıcı] bir şeytanî dürtü yerleştiririz. (31) 31 - Lafzen, "Biz başına bir şeytan sararız ve bu, onun öteki kişiliği (karîn) olur": bkz. 41:25, not 24. "Şeytanî dürtü" olarak şeytân teriminin psikolojik boyutu için bkz. 15:17, not 16'nın ilk yarısı ve 14:22, not 31. | |
| 37. | Bu [şeytanî dürtüler] böylelerini [hakikat] yolundan alıkoyar ve bunlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar! | |
| 38. | Ama sonunda (32) [bu şekilde günaha batmış olan] kişi, [Hesap Günü] önümüze geldiği zaman, [öteki kişiliğine,] "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı (33) kadar bir mesafe olsaydı!" diyecektir; şu öteki kişilik ne kadar da kötüymüş! 32 - Lafzen, "... e kadar". 33 - Lafzen, "iki doğu" (meşrikayn) olarak okunan yukarıdaki ifadeyi birçok müfessir bu şekilde yorumlamaktadır. Bu yorum klasik Arapça'da hiç de az bulunmayan bir deyimsel kullanıma, iki karşıt -veya kavramsal olarak birbiriyle ilintili- nesneden/varlıktan birinin ikili formda kullanılmasına dayanmaktadır: mesela, "iki ay", ay ile güneşi; "iki Basra", Kûfe ile Basra'yı vb. gösterir. | |
| 39. | O Gün bu[nu öğrenmeniz] size bir fayda sağlamaz, çünkü siz [birlikte] günah işlediniz, şimdi [de] azabınızı birbirinizle paylaşın. (34) 34 - Yani, "dünyevî azapta olduğu gibi, yalnız başınıza azap çekmeyeceğinizi bilmek sizi avutmayacaktır" (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî). Bu hitap ikili değil, çoğul şekilde ifade edildiğinden hayatları boyunca kendi şeytanî dürtüleri -"öteki kişilikleri"- tarafından "Allah'ı anmaya karşı duyarsız kalmaya zorlanmış" olan bütün günahkarları kapsar. Yukarıdaki ayet, daha geniş anlamda bütün kötü fiillerin, ne zaman ve nerede işlenmiş olurlarsa olsunlar, bir tek zincirin halkaları olduğunu ve bir kötülüğün zorunlu olarak başka bir kötülüğe yol açtığını gösterir: karş. 14:49 -"ve o Gün bütün suçluları zincirlerle, bukağılarla birbirlerine bağlanmış (mukarranîn) görürsün"- ki bu ifade 64. notta açıklanmıştır. Ayrıca mukarran sıfat fiili, karîn (bu surenin 36 ve 38. ayetlerinde ve 41:25'de "öteki kişilik" şeklinde çevrilmiştir) ile aynı fiil kökünden (karane) türemiştir. Ve bunun yukarıdaki ayette işaret edilen bütün kötü fiillerin "birlikteliği"ne yeni bir atıf olduğuna inanıyorum.
Zuhruf süresinin Muhammed Esed mealinden 36-39 ayetlerinin mealini okuyorsunuz yukarıda.
36.ayette geçen karin kelimesi Fussilet 25.ayette başka bir babta (kuranae) olarak gene aynı anlamda kullanılmıştır. Burada meallerin çoğu karin kelimesinin anlamını arkadaş olarak çevirmektedir. Ben Muhammed Esed'in mealinin daha doğru olduğu kanaatindeyim. Zira şeytan kelimesine yüklenen anlamın da farklı bir okumaya tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum. "Şeytan" kelimesine klasik anlam açısından bakarsanız "karin" kelimesini de dost ve arkadaş olarak anlamlandırırsınız burada bir tutarsızlık yok. Ama "şeytan" kelimesine Muhammed Esed gibi anlam verirseniz "karin" kelimesini yukarıdaki gibi anlamlandırma şansınız olur.
Bu neden önemli ? Modern psikolojinin ürettiği terimlerin islam düşüncesi açısından yeniden üretilmesi için önemli. İnsan denen varlığın yani bizlerin psikolojisini ve biyolojisini özellikle beynin nasıl çalıştığının araştırmak ve bunun sonucunda yeni kavramlar üretme zorunluluğu ile karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum.
Bu neye yol açacak? Bu yeni okuma sayesinde günah,şirk,azgınlık,sapıklık,cinsellik,emirler,şeytan,melek,iman gibi kurani kavramları yeniden anlamlandırma imkanına kavuşacağız. Böylece insanları kürsülerden cehennemde yanmakla korkutan imam efendilerden kurtulacağız öncelikle.Öncelikle insan denen şeyin bir robot olmadığını farklı katmanlardan oluşan bir benlikler bütünü olduğunu kavrayacağız. Sonra buradan kendi kararlarını alabilen sorumluluk sahibi bireyler var etme olanağını yakalayacağız.
Yaratıcı insanı nasıl muhatap almışsa kitapta, biz faniler olarak ta bir nebze olsun aynısını yapıp , haddimiz olmadan yaptığımız Allah adına konuşma dalaletinden kurtulacağız.
Birine sapık kafir derken artık durup bir düşüneceğiz. Yunus'un deyişiyle içimizde olan benleri farkedeceğiz.
Böylece nefis,şeytan ve iman arasında daha kurani bir paradigma kurma imkanına kavuşacağız.
Hatırlayın ki insan kelimelerle düşünür ve kavramlarla felsefe yapar.
Salih Parlak Hocanın mealini de bulup okumanızı tavsiye ederim. Orada "karin" kelimesine yapılan yorumları okuyunca bana hak vereceksiniz.
Belki de şunu anlarız; yüzyıllardır kürsülerden vaaz edilmesine rağmen insan neden nasihat almaz.
Bu uzun mevzuu burası da felsefe blogu değil o sebeple arif olana zaten kelam gerekmez bu yüzden kısa kesiyorum.
Hayata yeni bakışlar bulmamız dileği ile yeni senede.
| |
27 Ara 2013
SEZARA SUİKAST-YAĞMURDAN KAÇARKEN DOLUYA TUTULMAK
Tarihsel olaylar uzun bir makale konusu ben kısaca anlatıp meramı mı yazacağım.
Malum Sezar Roma tarihinin en önemli şahsiyetidir. Sezar gelişen olaylar sonucu Romada gücü tümüyle ele geçirir ve ebedi diktatör ünvanı alır senatodan. Roma o vakitler cumhuriyettir. rivayetler muhtelif lakin kağıt üstünde gözüken kadarı ile Sezarın bu kadar güçlenmesi cumhuriyetçi bazı senatörleri içten içe rahatsız etmektedir. Bunlar arasında evlatlığı olduğu söylenen Brutus ta vardır. Bu arkadaşlar Liberatores adlı bir grup oluştururlar. Sonunda bu özgürlükçü arkadaşlar Cumhuriyetin selameti için Sezarı ortadan kaldırmaya karar verirler. M.Ö. 15 mart 44 tarihinde bu arkadaşlar bir kumpas hazırlar ve Sezarı senatoya çağırırlar. Karısı o gece rüya görür ve Sezara senatoya gitmemesini başına kötü bir şey gelmesinden korktuğunu söyler. Bir kahin günler öncesinden onu 15 mart için uyarır. Sadık dostu Marcus Antonius suikast haberini alır ve onu engellemeye çalışır fakat başaramaz. Kader ağlarını örmüştür. Bu sözde Cumhuriyet aşığı senatörler Sezarı Senatoda katlederler. Brutus heyecanla Senatonun merdivenlerinde bağırır " müjde Romalılar Cumhuriyet kurtuldu artık özgürüz" .
Fakat olaylar suikastçıların planladığı şekilde gelişmez ve Marcus Antonius'un yaptığı rivayet edilen konuşma sonrası halk galeyana gelir ve suikastçıları kovalamaya başlar. Brutus ve karısının kardeşi Cassius Romadan kaçar. Sezarın yerine evlatlığı ve yeğeni Octavius geçer. Zira Sezar sağlığında halefi olarak onu seçmiştir. Octavuis , Antonius ile birlikte suikastçıları Philippi savaşında ortadan kaldırırlar.Daha sonra Octavius Antonius'u da ortadan kaldırır.
Octavius , Gaeius Julius Ceasar Octavianus Augustus olarak romanın ilk imparatoru olur. Yani suikastçıların planlarının tam aksine Cumhuriyet yıkılır ve İmparatorluk devri başlar. M.Ö 42 yılında Ceasar Roma tanrılarından biri olarak ilan edilir ve Octavius'ta tanrının oğlu sıfatını alır.
Kıssadan hisse Cumhuriyeti korumak adına Sezarı katledersen Cumhuriyetten de olma ihtimalin var.
Eğitim şart ve darbeye karşıyız.
Malum Sezar Roma tarihinin en önemli şahsiyetidir. Sezar gelişen olaylar sonucu Romada gücü tümüyle ele geçirir ve ebedi diktatör ünvanı alır senatodan. Roma o vakitler cumhuriyettir. rivayetler muhtelif lakin kağıt üstünde gözüken kadarı ile Sezarın bu kadar güçlenmesi cumhuriyetçi bazı senatörleri içten içe rahatsız etmektedir. Bunlar arasında evlatlığı olduğu söylenen Brutus ta vardır. Bu arkadaşlar Liberatores adlı bir grup oluştururlar. Sonunda bu özgürlükçü arkadaşlar Cumhuriyetin selameti için Sezarı ortadan kaldırmaya karar verirler. M.Ö. 15 mart 44 tarihinde bu arkadaşlar bir kumpas hazırlar ve Sezarı senatoya çağırırlar. Karısı o gece rüya görür ve Sezara senatoya gitmemesini başına kötü bir şey gelmesinden korktuğunu söyler. Bir kahin günler öncesinden onu 15 mart için uyarır. Sadık dostu Marcus Antonius suikast haberini alır ve onu engellemeye çalışır fakat başaramaz. Kader ağlarını örmüştür. Bu sözde Cumhuriyet aşığı senatörler Sezarı Senatoda katlederler. Brutus heyecanla Senatonun merdivenlerinde bağırır " müjde Romalılar Cumhuriyet kurtuldu artık özgürüz" .Fakat olaylar suikastçıların planladığı şekilde gelişmez ve Marcus Antonius'un yaptığı rivayet edilen konuşma sonrası halk galeyana gelir ve suikastçıları kovalamaya başlar. Brutus ve karısının kardeşi Cassius Romadan kaçar. Sezarın yerine evlatlığı ve yeğeni Octavius geçer. Zira Sezar sağlığında halefi olarak onu seçmiştir. Octavuis , Antonius ile birlikte suikastçıları Philippi savaşında ortadan kaldırırlar.Daha sonra Octavius Antonius'u da ortadan kaldırır.
Octavius , Gaeius Julius Ceasar Octavianus Augustus olarak romanın ilk imparatoru olur. Yani suikastçıların planlarının tam aksine Cumhuriyet yıkılır ve İmparatorluk devri başlar. M.Ö 42 yılında Ceasar Roma tanrılarından biri olarak ilan edilir ve Octavius'ta tanrının oğlu sıfatını alır.
Kıssadan hisse Cumhuriyeti korumak adına Sezarı katledersen Cumhuriyetten de olma ihtimalin var.
Eğitim şart ve darbeye karşıyız.
HAYATA KARŞI GELİNEBİLİR Mİ ?
Londra'da bir parkta insanlar çimenin üstünden yürüyerek bir patika yaptıklarında belediye hemen gelerek insanların yürüdüğü yeri yola çevirir,biz yanlış hesaplamışız demekki diyerek.
Türkiye'de bir parkta insanlar çimenin üstünden yürüyerek bir patika yaptıklarında belediye hemen gelerek insanların yürüdüğü yerin önüne parmaklık koyar ve çimenlere basmayın yazısı koyarlar tam yolun üstüne. Zorla insanları doğal akışlarının dışına itmeye çalışır.

Anglo saksonlar her şeyi basit insanın doğal ihtiyaçlarına göre tasarlarlar yasaları bile. Biz de her şey ideal üstün insan tasavvur edilerek romantik bir dünya hayal edilir.Park yeri olmayan şehirde yasak yere park etme cezası keser.
Türkiye'de eğitim,trafik,şehirler,yollar,siyaset vs. fıtrata aykırı dizayn edilmiştir.Bizde zorla hizaya getirme anlayışı vardır ve dün de yazdığım gibi bunun tek sonucu riyakar bir toplumdur.
Anglo saksonlar ise toplum neyi talep ediyorsa ve ona göre hukuki çerçeve inşaa eder.
Mesela kasksız motor kullanmanız İngiltere'de kesinlikle yasaktır (bizde de yasaktır lakin uygulanmaz) ve kask takmazsanız cezayı yersiniz. Fakat Sihler inançları gereği sürekli sarıklı gezerler bu yüzden motor kullanırken kask takamazlar. İngiliz ne yapmıştır ;madem sizin inancınız böyle o zaman sizi bu kuraldan istisna tutuyoruz denmiştir. Türkiye'de ne olurdu dersiniz?
Asıl sorunlarımız bunlar. Su akar yolunu bulur ama biz adam olmayı öğrenelim. Doğasında yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma olan siyaset işinin aktörü olan siyasetçileri yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlamak ve ahlaklı siyasetçiler beklemek salaklığın önünde gitmektir.
Doğaya ve fıtrata karşı gelinemez.Kömünist blokta o yüzden çöktü zaten.
Bunu bir anlasak şartlanmışlıklarımızdan kurtulup.
SARAYA SIZAN TARİKAT VE DEHŞET SONU
Hurufilik 14.yy da İran'da ortaya çıkar. Tarikatın kurucusu Fazlallahın fikirleri kısa sürede yayılır ve bir süre sonra iktidar için tehdit oluşturmaya başlarlar hatta isyan ederler. O dönem bölgeye hakim olan moğollar tarafından hurufilik dağıtılır ve arkadaş idam edilir. Bunlar kaçarak anadoluya dağılırlar. Zamanla etkilerin arttırıp saraya kadar sızmayı başarırlar. Fatih döneminde iyice kuvvetlenirler hatta Fatihi bile etkilemeyi başarırlar.Dönemin veziriazamı Mahmut Paşa yaşanan bu gelişmelerden devlet adına kaygı duymaya başlar çünkü Fatihi dolayısıyla devleti kontrol etmelerinden çekinmektedir. Derdini şeyhülislam Fahreddin-i Acemi'ye açar. Fahreddin-i Acemi bu arkadaşların sapık olduğuna ve kafir olduğuna ve yok edilmeleri gerektiğine ikna olur. Padişahın huzurunda bir tartışma tertip edilir ve şeyh efendi hurufilerin "hulul" inancına sahip olduklarını ispat eder. Böylece Fatih'in fikrini değiştirmeyi başarırlar ve sultan ferman buyurarak bu arkadaşların topunun idamına hükmeder.
Hepsi derdest edilir ve idam edilirler akabinde Edirne'de yakılan büyük bir ateşe atılarak hepsi yakılır.

Hepsi derdest edilir ve idam edilirler akabinde Edirne'de yakılan büyük bir ateşe atılarak hepsi yakılır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
